Make The Internet Great Again

Türkiye’deki Suriyeli Sığınmacıların Sosyo Ekonomik Maliyeti

Önemli not: Türkiye’deki sığınmacıların maliyeti üzerine yeterli ve güvenli kaynak bulmakta zorlanmaktayız. Büyük çoğunluğu Suriyeli olan sığınmacıların sosyo ekonomik maliyeti üzerine Gusam.org’da (Güvenlik Stratejileri Araştırma Merkezi) yayımlanan yazının kopyasıdır. GUSAM web sitesi bugün yayında olmadığı için yazı da internetten kaybolmuştu. Önemli bir çalışma olarak gördüğüm için buraya aktardım.

 

Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün (GİGM) resmi internet sitesinde yer alan ve 04.03.2016 tarihinde güncellendiği anlaşılan verilere göre, Türkiye’de kayıt altına alınmış 2.733.284 Suriyeli sığınmacı bulunmaktadır.

Bu sayının yaklaşık % 10’u (272.670) değişik illere dağılmış 26 barınma merkezinde misafir edilmektedir. 2.460.614 kişi ise 81 ilin tamamına değişik miktarlarda dağılmış durumdadır. En fazla sığınmacı barındıran ilk dört ilimiz; Şanlıurfa(399.481), İstanbul(391.698), Hatay(386.313) ve Gaziantep(324.827) olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu dört ilin haricinde Adana(148.788), Mersin(137.407) ve Kilis(128.539) 100 binin üzerinde sığınmacı barındırmaktadır(GİGM,2016). Bu Şehirlerdeki demografik dengelerin ciddi şekilde bozulduğu görülmektedir. AFAD başkanının verdiği bilgiye göre Kilis’te 90 bin olan yerli il merkezi nüfusu uzun zamandır azınlık durumundadır(AA, 2016).

Bu sayılar geçici koruma kaydı altına alınan Suriyelileri kapsamaktadır. Türkiye’de henüz kayıt yaptırmamış Suriyeliler bulunduğu gibi geçici koruma kaydı yaptırmayıp normal yabancı statüsünde ikamet izni alan 80 bin(TİSK,2014:75) Suriyeli daha vardır. Suriyeliler haricinde başka milletlerden üçüncü bir ülkeye iltica etmek üzere Türkiye’de bulunan sığınmacılar da(uluslararası koruma kapsamında)söz konusudur. Uluslararası Göç Örgütü (IOM) verilerine göre 2015 yılı içinde Avrupa’ya ulaşan düzensiz göçmen(çoğunluğu sığınmacı) sayısı 1.046.599 olarak hesaplanmıştır(IOM, 2016a). 2016 yılının 03. Mart itibariyle de 142,478 sığınmacı denizden ve karadan Avrupa’ya ulaşmıştır(IOM, 2016). Bu sayılardan ne kadarının daha önce Türkiye’de kayıt altına alınan sığınmacılardan olduğu bilinmediği için Türkiye’deki güncel sığınmacı varlığı konusunda net bir rakam vermek mümkün değildir. Bir başka belirsizlik ise AB ile süren pazarlıklar neticesinde Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşan sığınmacıların ne kadarının Türkiye tarafından geri kabul edileceğidir.

Diğer taraftan sığınmacılarla ilgili rakamlar konusunda halkta bir güvensizlik oluştuğu görülmektedir. İstanbul Fikir Enstitüsü(İFE) tarafından 2014 yılında yayınlanan “Suriyeli Sığınmacılar Raporuna” göre halkın %83.1’i sığınmacıların sayısı konusunda devlet yetkilileri tarafından paylaşılan rakamları inandırıcı bulmamaktadır(İFE, 2014:8). Devlet kurumlarının özellikle araştırmacılarla veri paylaşmama eğilimi ise konuyla ilgili analizleri zorlaştırmaktadır. Ortaya konulan “güvenlik” ve “kişisel verilerin paylaşılmaması” gibi gerekçeler anlaşılır olmakla birlikte(TİSK, 2015:76,77) bu hassasiyetlere dikkat ederek veri paylaşılması pekâlâ mümkündür.

Bilimsel araştırmalar göstermiştir ki devletlerin önemli yıkılma nedenlerinden biri de kontrolsüz ve büyük çaplı nüfus hareketleridir. Yine araştırmalar göstermiştir ki iç savaş yaşayan bir ülkeden gelen büyük göç dalgaları misafir ülkede de benzeri çatışmaları tetikleme gücüne sahiptir(Laçiner, 2015). Suriye krizine kalıcı bir çözüm üretilemediği takdirde bu potansiyel tehlike Demokles’in kılıcı gibi ülkenin ensesinde durmaya devam edecektir. Ancak sığınmacı varlığının gelecekte yüzleşeceğimiz muhtemel olumsuzlukları yanında zaten yüzleşmekte olduğumuz ağır bir sosyoekonomik maliyeti bulunmaktadır. Bu maliyetin boyutlarının tartışıldığı bu çalışma yirminin üzerinde kapsamlı akademik araştırma, yerli-yabancı kurum ve kuruluşların paylaştığı veriler, çeşitli uzman yorumları, resmi demeçler ile yerli ve yabancı basında yer alan konu ile ilgili haberler tahlil edilmek suretiyle hazırlanmıştır. Sığınmacı varlığının Türkiye’ye maliyeti ekonomik ve sosyal maliyet ana başlıkları altında çeşitli alt başlıklarla ele alınacaktır.

EKONOMİK MALİYETLER

Sığınmacıların özellikle sınır bölgelerinde ekonomiye yaptıkları etkiler konusunda yapılan araştırmaların resmi istatistiklerin yetersizliği nedeniyle istihdam ve ücret gibi konularda farklı sonuçlara ulaşsalar da enflasyonist etki konusunda görüş birliği içinde oldukları görülmektedir(Gürsel,2016). Resmi verilere ulaşma konusunda yaşanan güçlük, araştırmaları daha çok algılar üzerinden sonuç üretmeye yönlendirdiği anlaşılmaktadır. Algılar ise birçok farklı değişkenden etkilenmektedir. Örneğin “Global Politika ve Strateji’nin “Türkiye Sosyal Eğilimler Araştırmasına” göre sığınmacı varlığından, gelir durumu düşük olanlar, gelir düzeyi yüksek olanlara; geçinme güçlüğü çekenler, güçlük çekmeyenlere; halen borçlu olanlar, borçlu olmayanlara; yakın zamanda ekonomik kriz beklentisinde olanlar, olmayanlara göre daha fazla kaygı duymaktadır. Transatlantik Eğilimler 2013 araştırmasına göre ise Türkiye’de ekonomik krizden etkilenen halkın %64’ü, göçü bir sorun olarak görmekte iken, etkilenmeyen kesimde bu oran %47 dir(Demir, 2015:16).

GLOBAL’in 2015 Toplumsal Eğilimler Anketine katılanların %77’si Suriyeli sığınmacıların ekonomiye zarar verdiklerini, %66,8’i ise işlerini ellerinden aldıklarını düşünmektedir. Sığınmacıların işgücü bakımından ekonomiye canlılık kazandırdıklarını düşünenlerin oranı ise sadece %16.7 olmuştur(GLOBAL, 2016:42). Türk İşadamları arasında da Türkiye’deki Suriyelilerin Türk toplumuna doğrudan ve özellikle de kısa vadede katkı sağlayacağına dair beklenti zayıftır. Olumlu katkı bekleyenler ise meslek eğitimi ya da sektörel-bölgesel yönlendirmeler sonrasında ciddi katkılarının olabileceğini düşünmektedirler. Konunun “sorun” kısmı daha ön plandadır ve genel çaba “sorunların minimalize edilmesi” yönündedir(TİSK, 2015:77). Ekonomik maliyetin ayrıntıları aşağıdaki alt başlıklarla ele alınmıştır.

Kamu Harcamaları Ve Yardımlar

Sığınmacılar için kamu kaynaklarından ne kadar harcama yapıldığı konusunda ortada ciddi bir kafa karışıklığı mevcuttur. Başbakan Yardımcısı Türkeş 22.10.2015 tarihinde TRT Türkiye’nin Sesi radyosunda katıldığı bir programda, Birleşmiş Milletler ’in teyit ettiği verilere göre sığınmacılar için Türkiye’nin harcadığı paranın 8 milyar doları bulduğunu, buna karşılık AB’nin tamamının sadece 417 milyon Euro verdiği açıklamıştır(Gökçe, 2015).

4 Şubat 2016 tarihinde İngiltere’nin başkenti Londra’da düzenlenen Suriye Donörler Konferansı’nda konuşan Başbakan Ahmet Davutoğlu ise sadece kamplardaki Suriyeliler için 10 milyar dolar harcandığını, diğer şehirdekiler için belki 20 milyar dolar ek masraf olduğunu ifade etmiştir. Davutoğlu’nun belirttiği 30 milyar dolar, Türkiye’nin 2015’te yaptığı ihracatın 5’te 1’ine denk gelmektedir. 36 milyar dolar olarak kaydedilen yıllık turizm gelirinden sadece 6 milyar dolar eksiktir(Hürriyet, 2016)

Kamuoyu ile paylaşılan en güncel kurum bilgisi AFAD resmi internet sayfasında yer almaktadır. En son 08.02.2016 tarihinde güncellendiği anlaşan Suriye Afet Raporuna göre bugüne kadar Türkiye, ülkelerindeki savaştan kaçarak ülkemize sığınan Suriye vatandaşları için, uluslararası standartlara göre 8 milyar ABD dolarını aşkın bir kaynak kullanmıştır. Bu kaynağın AFAD’ın koordinasyonunda; İçişleri, Dışişleri, Sağlık, Milli Eğitim, Gıda Tarım ve Hayvancılık, Ulaştırma ve Maliye Bakanlıkları, Genelkurmay Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Gümrük Müsteşarlığı tarafından kullanıldığı ifade edilmektedir(AFAD,2016).

“AFAD koordinasyonunda” tabirden bu miktarın sadece barınma merkezlerinde kalan sığınmacılar için harcandığı anlaşılmaktadır. AFAD verileri ile Başbakanın telaffuz ettiği rakamlar arasındaki fark bir yanlışlığın sonucu değilse AB ile yürütülen pazarlığın aracı olarak okunabilir. Her halükarda geldiğimiz noktada sadece kamplarda bulunan sığınmacılar için 8 milyar doların üzerinde bir kamu kaynağı harcanmış görünmektedir. Sığınmacılara Nisan 2011-Ekim 2015 arası 4,5 yıllık sürede 9 milyonun üzerinde poliklinik, 250 binin üzerinde ameliyat hizmeti verildiği (TİSK, 2015:33) dikkate alındığında açıklanan rakamların abartılı olduğunu söylemek zordur. Kamp dışındaki sığınmacılar için GSS(Genel Sağlık Sigortası) haricinde düzenli bir harcama olmamakla birlikte birçok ilde belediyelerin aile bazında aylık periyotlarla belli miktarlarda yüklenen alışveriş kartı verdiği bilinmektedir. Ayrıca valilikler ve kaymakamlıklar bünyesinde bulunan sosyal yardımlaşma vakıfları yine yakacak yardımı ve nakdi yardımlar yapmaktadır.

Kamu kurumları haricindeki kuruluşların yardımlarının boyutu konusunda sağlıklı verilere ulaşma imkânı olmamıştır. Vatandaşların yardım eğilimine baktığımızda ise bulgular, Türk halkının % 30’unun bir biçimde Suriyeliler için yardım yaptığını, maddi-manevi destek verdiğini, ancak % 68,3’lük bir bölümün konuya kayıtsız kaldığını göstermektedir(Erdoğan, 2014:31).

Sığınmacılara yapılan harcamalar konusunda uluslararası toplumun katkısı ise 455 milyon dolar düzeyinde kalmıştır(AFAD, 2016). Yeterli uluslararası destek alınamamasını bazı uzmanlar mevcut iltica politikasıyla izah etmektedir. Cenevre sözleşmesine konulan coğrafi çekince nedeniyle sığınmacılara mülteci statüsü verilmemesi, sorumluluk ve yükümlülükle ilgili gri alanlar oluşmasına ve BMYK’nın kendisini işin dışında tutmasına neden olmaktadır. Lübnan ve Ürdün, BMYK ile birlikte çalıştığı için nüfuslarının dörtte biri ya da beşte biri kadar sığınmacıyla baş edebilmektedir(Taştekin, 2015). Türkiye’nin oluşturduğu barınma merkezlerinin(kampların) standartlarına ilişkin reklamların da yardımların başka alanlara kaymasında neden olduğu iddia edilmektedir(Kentgündemi, 2016).

İşgücü Piyasası

Kilis 7 Aralık Üniversitesi Öğretim görevlilerince gerçekleştirilen ve Birey ve Toplum Dergisi 2015 bahar sayısında yayınlanan “ Suriyelilerin Ekonomik Etkisi: Kilis İli Örneği” başlıklı çalışmanın bulgularına göz attığımızda halkın %75’inin sığınmacıların çalışmasının yerel halkın işsizlik oranını artırdığı kanaatinde olduğu görülmektedir(Paksoy vd, 2015:167). Başka bir çalışmada ise Türk halkının “Suriyeliler işlerimizi elimizden almaktadırlar” önermesine desteği % 56,1 olarak ölçülmüştür. Buna katılmayanların oranı ise % 30,5’dur. Bölge illerinde bu önermeye destek verenlerin oranı ise % 68,9 olmuştur. Halkın yarısına yakın bölümünün (% 47,4) çalışma hakları konusunda net olarak “reddiyeci” bir tavır içindedir. Bölge illerinde “çalışma izni verilmemelidir” % 44 iken, bu oran şaşırtıcı bir biçimde bölge dışı illerde % 48’e çıkmaktadır. Ancak “her türlü işte kısıtlama olmaksızın çalışma” konusunda bölge illerinde % 2,1, bölge dışında % 6,1 şeklinde çok düşük bir destek söz konusudur(Erdoğan, 2014:32).

Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM) ve Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı (TESEV) tarafından ortaklaşa hazırlanan “Suriyeli Sığınmacıların Türkiye’ye Etkileri Raporu”na göre sınır illerinde işini kaybedenlerin %40 ile %100’ü arasında değişen oranlardaki bölümü “Suriyeliler nedeni ile işini kaybettiğine” inanmaktadır. Gerçek duruma bakıldığında ise sığınmacıların işgücü piyasasına girmesinin hem olumlu hem de olumsuz etkilerinin olduğu görülmektedir. Örneğin Gaziantep ve Kahramanmaraş’ta İş dünyası ile yapılan görüşmelerde yerel halkın tarım sektörü ya da fabrikalarda işçi olarak çalışmak istemediği ve bu alanda işgücüne büyük ihtiyaç duyulduğu belirtilmiştir. Yerel işçiler farklı nedenlerle işini kaybetse dahi bunun sığınmacılar nedeniyle gerçekleştiği şeklinde bir algıya sahiptir. Dolayısıyla halkın iş fırsatlarının elinden alındığı konusunda algısı gerçekliğin önündedir(ORSAM&TESEV, 2015:18).

ORSAM tarafından 2015 yılı içinde Gaziantep, Hatay, Kilis, Şanlıurfa, Mersin, Adana, Kahramanmaraş, Osmaniye ve Mardin illerinde gerçekleştirilen bir başka anketin sonuçlarına göre ise sığınmacıların en büyük işgücü piyasası etkisi %18 ve %16 iş kaybı ile Hatay ve Şanlıurfa’da olmuştur. İş kaybı oranı Kilis’te düşük olmasına karşın, işini kaybedenlerin tamamı işlerini kaybetmelerinin nedeni olarak sığınmacıları görmektedirler. Hatay’da ise bu oran %87 olmuştur(ORSAM, 2015:26).

Sığınmacıların iş sahibi olmaları veya düşük ücretle işçi olarak çalışmalarına metropollerde yaşayan vatandaşların da çok sıcak bakmadığı anlaşılmaktadır. İstanbul fikir Enstitüsü(İFE) tarafından gerçekleştirilen bir çalışmada İstanbul’da halkın sadece %9.4’ü herhangi bir şart koşmadan sığınmacıların iş sahibi olma ya da düşük ücretle çalışmalarını normal karşıladığı sonucuna ulaşılmıştır. %36.2 oran ise hem iş sahibi olmalarına hem de düşük ücretle çalışmalarına karşıdır. İş sahibi olmalarına karşı olmakla birlikte düşük ücretle çalışımlarını normal karşılayanlar %13 olurken %41.5, iş sahibi olmalarına itiraz etmez iken çalışmalarına karşı çıkmaktadır(İFE, 2014:14-26).

Araştırmalar Sığınmacı varlığının Türkiye iş piyasası üzerinde olumsuz etkisinin halkta meydana gelen algı ile örtüşür boyutta olmadığını ortaya koymaktadır. Öte yandan, Suriyelilerin gelişi ile ortaya çıkan yeni talebin neticesinde veya yardım amacıyla bölgeye gelen ilave yatırımlar sebebiyle doğan yeni iş imkânları da göz önüne alındığında, iş gücü piyasasında kısmi bir genişlemenin olması gibi dinamik etkilerden de bahsedilmektedir. (ORSAM, 2015:33). Nitekim Ağustos 2015 tarihinde Dünya Bankası tarafından yayımlanan “Suriyeli Mültecilerin Türk İstihdam Piyasasına Etkileri” isimli araştırma, sığınmacı varlığının özellikle düşük ücret mukabilinde kayıt dışı çalışılan yarı zamanlı işlerde daha çok yerli kadın işçilerin istihdamını olumsuz etkilediği, buna karşın ihtiyaç maddelerine yönelik talep artışı nedeniyle yaşanan ekonomik canlılığa bağlı olarak nitelikli yerli işgücü istihdamı üzerinde olumlu etki doğurduğu sonucuna ulaşmıştır. Araştırma çalışan her 10 sığınmacı nedeniyle kayıtışı çalışan 6 kişinin işsiz kaldığına buna karşın oluşan daha düşük maliyetler ve artan nüfus sayesinde 3 yerli işçinin daha kaliteli ve kayıt altında bir iş bulduğuna dikkat çekmektedir. Yine özellikle mevsimlik işgücü açısından her 10 sığınmacı nedeniyle 2.5 yerli işçinin(öncelikli olarak kadın) iş bulmak için başka bölgelere yöneldiği sonucuna varılmıştır. Sığınmacı istihdamındın yerli kadın işçi istihdamı üzerindeki olumsuz etkisi daha fazla kız çocuğunun okula yönelmesi gibi olumlu bir sonuç da doğurmuştur(Wold Bank, 2015).

Munich Personal RePEc Archive (MPRA) tarafından Ocak 2015 tarihinde yayınlanan ve Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası uzmanlarınca hazırlandığı anlaşılan başka bir çalışmada Suriyeli sığınmacıların kayıt dışı çalışmaları neticesinde Türkiye’de kayıtdışı çalışmanın nüfusa oranında erkekler için 1,9, kadınlar için 2.6, toplamda da 2.2 puan düşüş meydana geldiği sonucuna varılmıştır. Çalışmada ayrıca Suriyeli sığınmacılar nedeniyle kayıt dışı işini kaybeden kadınların iş piyasasından çekilme eğilimi gösterirken erkeklerin “işsiz” kalmaya devam ettiğini vurgulanmaktadır(MPRA, 2015:23,24). Almanya – Bonn merkezli Institute For The Study Of Labor (IZA) tarafından yayınlanan başka bir araştırmada ise sığınmacı yoğun bölgelerle diğer bölgeler karşılaştırıldığında farklı vasıf düzeylerinde istihdam oranlarında kayda değer bir etkilenme olmadığı sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte aynı çalışma, diğer bölgelerden sığınmacıların yoğun olduğu bölgelere yaşanan iç göçte meydana gelen yavaşlamanın yerli istihdamı negatif etkileme potansiyeline de dikkat çekmektedir(IZA, 2015:15-18). Yine benzer bir çalışma Gaziantep- Adıyaman- Kilis bölgesinde işsizlik oranının 2010-2012 dönemine kıyasla 2013-2014 döneminde düştüğünü iddia etmektedir. Bu düşüşün daha çok vasıfsız işgücü alanında gerçekleştiği anlaşılmaktadır(Bahçekapılı ve Çetin, 2015:7).

Türkiye içinde yoğun olarak yaşadıkları illerde Suriyelilerin iş piyasalarına üç farklı biçimde katıldıkları görülmektedir. Suriyeli sığınmacıların kendi sermayeleri ile ve bazen de Türk ortak alarak şirket kurmaktadır. Bu şirketlerde çalışanların çoğu sığınmacıdır. Kurulan yeni şirketlerin dışında sığınmacıların bağımsız işyerleri açtığı, esnaf ve zanaatkârlık yaptığı da görülmektedir. Bu tür faaliyetler başta perakende gıda sektörü olmak üzere, kahvehane, berber, lokanta ve kuyumculuk gibi küçük zanaat alanlarında yoğunlaşmaktadır. Bu işyerlerinin herhangi bir vergi muafiyeti olmamakla birlikte, yerel vergi dairelerinin denetçilerinin belirli bir hoşgörü ile davrandıkları anlaşılmaktadır. Sığınmacıların iş piyasasına dâhil oldukları muhtemelen en geniş alan başta inşaat, tarım, ticaret ve sanayi sektörleri olmak üzere bağımlı olarak çalıştıkları alandır. Vasıf düzeyi yaptıkları işe uygun sığınmacılar olduğu gibi yapılan işin çok üzerinde vasıf düzeyine sahip sığınmacılar da bulunmaktadır(Lordoğlu ve Aslan, 2015: 253,254).

İş piyasasında sığınmacı istihdamının en belirgin olumsuzluklarından biri de kayıt dışı oranını artırmasıdır. Uluslararası Çalışma Örgütü(ILO) Arap Ülkeleri Bölgesel Ofisi tarafından 2015 Temmuz ayında yayınlanan bir rapora göre Sığınmacı krizinden önce kayıt dışı çalışan yabancı işçi oranını %50 lerden %30 lara indirmeyi başarmış olan Türkiye krizle birlikte kayıtışı çalışan yabancı işçi anlamında kısa sürede tekrar %50’li oranlarla baş etmek durumuyla karşı karşıya kalmıştır(ILO, 2015:4). Sığınmacıların kayıt dışı çalışmasından işverenlerin anlaşılır nedenlerle memnun olduğu gözlenmektedir. Suriyelilerin Kayseri’de ara eleman açığını kapattığını söyleyen Anadolu Esnaf Sanayici ve İşadamları Derneği (ANESİAD) Kayseri Şubesi Başkanı’na göre vasıfsız sığınmacı işçilerin orta ve küçük ölçekli işletmelerde düşük ücretlere çalışmaları, işletmelerdeki ara eleman sıkıntısı yaşayan esnafı memnun etmektedir(Kayserigündem.com 2016).

Geçici Koruma altındaki Suriyeli sığınmacıların iş piyasasına erişimlerinin önündeki yasal engelleri Ocak 2016 tarihinde tamamen kaldıran Türkiye sığınmacı barındıran bölge ülkeleri(Ürdün, Lübnan, Irak ve Mısır) arasında bu anlamda ilk olması dolayısıyla diğer ülkelere ILO tarafından model olarak önerilmektedir(ILO, 2015:4). Yasal engellerin kaldırılmasının kayıt dışılığı ne derece önleyeceği ise tartışmalıdır. Uzmanlar asgari ücrete yapılan yüzde 30′luk zam sonrasında özellikle katma değeri düşük sektörlerde kayıt dışının payının yükseleceği ve sığınmacıların tercih edilmesi nedeniyle işsizlik üzerinde yukarı yönlü baskının daha da artacağını düşünmektedir.(Sözcü, 2016)

İşgücü piyasasına etki konusunda dikkat çeken bir başka konu ise çocuk işçiliğidir. Kamp dışında yaşayan Suriyeli çocukların küçük bir bölümü eğitim alabilmektedir. Bunun birinci nedeni devlet ya da sivil toplum kuruluşlarının henüz bu imkanı yeterince sunamamasıdır. Bunun kadar etkili bir diğer faktör ise Suriyeli ailelerin çocuklarını eğitime göndermekten ziyade çalışmaya yönlendirmesidir. Paraya olan ihtiyaç nedeniyle çocuklar her alanda çalıştırılmaktadır. Sokaklarda farklı ürünler satan çocuklar bu işin görünen yüzüdür. Bunun yanı sıra Suriyeli çocuklar çeşitli dükkanlarda çırak ve üretim yapan fabrikalarda ucuz işgücü olarak çalıştırılmaktadır(ORSAM&TESEV, 2015:17).

Sığınmacı kadınların ise iş piyasasına katılım konusunda fazla istekli olmadıkları anlaşılmaktadır. AFAD’ın 2014 tarihli “Türkiye’deki Suriyeli Kadınlar” raporuna göre Kamp içindeki ve kamp dışındaki kadınların yarıya yakını, çalışma çağı olarak nitelenen 19-54 yaş grubunda yer almakta ancak kadınların hemen hemen yarısına yakını imkân sağlansa da üretime katılmak istememektedir. Suriyeli kadınların %87’sinin gelir getirecek bir mesleği bulunmamaktadır. Eğitim durumları ise çok düşüktür(AFAD, 2014). Mazlumder tarafından yapılan araştırmada da benzer bulgular tespit edilmiştir. Araştırma kapsamında görüşülen Suriyeli Kadınların %80’inden fazlası çalışmadıklarını belirtmiştir(Mazlumder, 2014).

Nüfus hareketlerinin iyi yönetildiği takdirde ev sahibi ülkelere ciddi avantajlar sağladığı bilinmektedir. Örneğin Suriyeli sığınmacı akınının Ürdün ekonomisine etkileri üzerine yapılan bir çalışmada sığınmacı akınının işsizlik ve enflasyon üzerinde olumsuz bir etkisi olmakla birlikte sığınmacılar kaynaklı yabancı yatırımlar, beşeri sermaye ve uluslararası yardımlar dikkate alındığında Ürdün ekonomisine faydasının maliyetine ağır bastığı sonucuna ulaşmıştır(Philips, 2016: 38). Türkiye’nin tutarlı ve kapsamlı bir göç politikası olmaması ekonomiye ve topluma katkı sunacak nitelikli insan gücünden ve girişimlerden istifadesini engellemektedir(Laçiner, 2015)

Hacettepe Üniversitesi Göç ve siyaset Araştırmalar Merkezi(HÜGO) tarafından Almanya ve Türkiye’deki sığınmacıların eğitim durumları üzerine yapılan bir araştırmaya göre, Almanya’da üniversite mezunu Suriyelilerin oranı %70, okuryazar olmayanların oranı da % 5 civarındadır. Türkiye’de ise sığınmacıların %50’si okur-yazar bile değilken sadece 40 bin sığınmacı üniversite mezunu olduğunu beyan etmiştir ki bu %2 nin bile altında bir orandır. Durumu tam bir facia olarak nitelendiren HÜGO Müdürü Doç. Dr. Murat Erdoğan, Türkiye’nin kaymak tabakayı kaybettiğini ifade etmektedir(Kentgündemi.net). AB ile devam eden yardım ve geri kabul pazarlığı çerçevesinde geri kabul edilen her sığınmacıya karşılık Avrupa’nın bir Suriyeli mülteci alması şartı da Türkiye’nin mevcut toplama merkezi, tabir yerindeyse bir amele pazarı olması durumunu daha da pekiştirecek bir teklif olmuştur.

Türk ekonomi çevrelerinin sığınmacılarla ilgili politikalar belirlenirken iş dünyasının ihtiyaçlarının ve görüşlerinin sorulmaması ve kendi ürettikleri raporların ve belgelerin dikkate alınmamasından rahatsız olduğu anlaşılmaktadır. Vasıfsız sığınmacı işgücüne ilişkin iş dünyasının en somut önerilerden birisi olarak hayvancılık sektörü ve özellikle de 44 milyon olan küçükbaş hayvan için gerekli olan çobanlık olmuştur. Gıda ve imalat sektörlerinin cazip diğer sektörler olduğu görüşü de sıklıkla ifade edilmektedir. Sığınmacıların sadece istihdamından değil, görünümünden bile kaygı duyan turizm sektörü ise sığınmacıların başlı başına “huzur ve estetik” alanı olan turizm sektöründen uzak tutulması gerektiğini düşünmektedir(TİSK, 2015:78-80).

Ücretler

Suriyeli sığınmacıların işgücü piyasası üzerine bir başka etkisi ise ücret düzeyindeki azalmadır. ORSAM çalışmasında Şanlıurfa, Kilis, Hatay ve Gaziantep’te mülakat yapılanların yaklaşık yarısı ücretlerdeki azalmanın %26-50 arasında olduğuna inanmaktadırlar. Diğer yandan, mülakat yapılanlardan Şanlıurfa, Hatay ve Gaziantep’te yaklaşık olarak beşte dördü ücretlerdeki azalmayı sığınmacılarla ilişkilendirmektedir. Şehirler düzeyinde ücretlere ilişkin resmi verilere ulaşma imkanı olmadığı için bu algıyı test etme imkanı olmamakla birlikte sığınmacıların işgücü arzını artırmasının formel olmayan sektörlerde belirgin bir ücret azalmasına neden olduğu söylenebilir(ORSAM, 2014:18). Dünya Bankası raporunda ise sığınmacı istihdamının nitelikli yerli işgücü istihdamı üzerindeki olumlu etkisine bağlı olarak, etkilenen bölgelerde yerli işgücü ücretlerinde ortalama 100 lira civarında bir artış yaşandığı vurgulanmaktadır(World Bank,2015).

Sığınmacıların vasıfsız işlerde yerli işçinin aldığının yaklaşık %50 altında ücret aldığı ifade edilmektedir. Buna karşın vasıf gerektiren alanlarda, örneğin usta işçilik gerektiren (taş işçiliği gibi) iş kollarında, Suriyeli işçiler yerli işçilerle aynı düzeyde ücret almaktadır. (Lordoğlu ve Aslan, 2015:254). Normal piyasası ortalama 75-100 TL olan gündelik ev temizlik hizmetini Suriyeli kadınlardan 10-15 TL’ye kadar düşük ücretlerle yapanlar bulunmaktadır. İzmir Kağıthane’de yaşayan Suriyeli bir aileyle yapılan görüşmede ailenin 15, 17 ve 22 yaşlarında olan üç kızı, tekstil sektöründe haftanın altı günü 8.00-21.00 arası haftalık 100 TL’ye çalıştıklarını ifade etmiştir(Mazlumder, 2014:42).

Tüketici Fiyatları

Suriyeli mültecilerin belki de en önemli ekonomik etkilerinden birisi gıda fiyatları ve kira enflasyonunda gözlemlenen artıştır. Örneğin, Gaziantep’in enflasyon bağlamındaki sıralaması 2010 yılında on sekizincilikten,2013 yılında birinciliğe yükselmiştir. Nüfusun özellikle düşük gelirli gurubu için kiralardaki yükselme yaşam maliyetlerinde önemli bir artış anlamına gelmektedir. TUİK verilerine göre, Gaziantep’te kira artışı Türkiye ortalamasının 2.3 katıdır(ORSAM, 2015:33). Yöre halkında kira artışlarından sığınmacıları sorumlu tutma oranları oldukça yüksektir. Gaziantep’te gerçekleştirilen bir çalışmaya göre halkın % 93.5’i ev kiralarının; % 80.7’si ise işyeri kiralarının sığınmacıların gelişi nedeniyle arttığını düşünmektedir(SABR&MDN). Yine Gaziantep, Hatay, Kilis ve Şanlıurfa’da da halkın yarısı kiralardaki artışın%100’ün üzerinde olduğuna inanmaktadırlar. Dahası, dört şehirde de mülakata katılanların hemen hemen tamamı kiralardaki artıştan mülteci akımını sorumlu tutmaktadır(ORSAM, 2015:28).

Kira artışı değişik oranlarda olmakla birlikte belli yoğunlukta sığınmacı barındıran her ilde izlenmektedir. Bu durum ev sahipleri açısından fırsat yaratırken, kiracılar için sıkıntı doğurmaktadır. Kiraların artması ile bağlantılı olarak sınır illerinde kiralık ev bulmak son derece zorlaşmıştır. Ev sahipleri evlerini Suriyelilere vermek istemektedir. Eski kiracıların çıkarılarak evlerin Suriyelilere daha yüksek fiyatla kiraya verilmesi de söz konusudur. Suriyelilerin yarattığı talebin ev sahipleri tarafından fırsat olarak kullanıldığı görülmektedir. Sınır illerinde bir diğer ekonomik etki hayat pahalılığının ortaya çıkmasıdır. Talep arttıkça temel gıda maddeleri, ev fiyatları yükselmiştir(ORSAM&TESEV, 2015:17). Türkiye genelinde Şubat 2016 itibariyle yıllık enflasyon %7.97 olarak gerçekleşirken mültecilerin yoğun olarak yaşadığı Gaziantep, Adıyaman, Kilis bölgesindeki yıllık enflasyon % 8.61 olarak gerçekleşmiştir. Enflasyondaki bölgesel farklılık kira ve gıda kalemlerinde daha da belirginleşmektedir(TÜİK, 2016b).

Ancak bu genel etki ile çelişen özel durumlar da gözlemlenmektedir. Merkez Bankası tarafından 2016 Ocak ayında yayınlan bir çalışmada sığınmacıların yoğun olarak barındığı bölgelerde sığınmacı oranının çok düşük olduğu bölgelerle karşılaştırıldığında tüketici fiyatlarında ortalama %2.5 oranında ucuzlama olduğu iddia edilmektedir. Bu düşüşün kayıt dışı düşük ücretli sığınmacı istihdamının sağladığı maliyet avantajıyla izah edildiği çalışmada ağırlıklı olarak kayıtışı istihdam yoğun sektörlerde üretilen malların baz alındığı anlaşılmaktadır(Konuk ve Türmen, 2016:24).

Haksız Rekabet

Sığınmacılar küçük çapta olsa da üretime katılmaya başlamıştır. Suriyelilerin açtığı dükkânlar, fırınlar, ayakkabı üretimi yapan işletmeler ekonomiye katkı sunmaktadır. Bu tarz küçük çaplı işletmelerden genelde Suriyeliler alışveriş yapmaktadır ki bu durum Suriyelilerin kendi alıştıkları tarzda ürün satan dükkânları tercih etmeleri göz önüne alındığında anlaşılabilir bir gelişmedir. Fakat bu işletmelere ilişkin bir diğer tespit birçoğunun kaçak olmasıdır. Bu durum yerel esnaf arasında haksız rekabet ortamı doğmasından dolayı tepki yaratmaktadır. Bu nedenle de sınır illerinde Suriyeli esnaf ile yerel esnaf arasında birçok tartışma yaşanmaktadır.

Kayıt dışı ekonomi ve bunun içinde Suriyelilerin varlığı, özellikle orta ve büyük işletmelerin en ciddi sorunlarından birisi olarak ortaya çıkmaktadır. Bütün yasal mevzuata uygun biçimde eleman çalıştıran şirketler, kayıt dışındakilerin haksız rekabetinden ciddi bir biçimde etkilenmeye başlamışlardır. Hatta bu durum bazı bölgelerarası dengesizliklere bile neden olabilmektedir. Örneğin Denizli esnaf ve sanayicisi, geleneksel olarak rekabet içinde oldukları Gaziantep’in Suriyeliler sayesinde düşük maliyet imkanına kavuştuğunu ve artık Gaziantep’le rekabet edemediklerini ifade etmektedir(TİSK, 2015:78).

Ekonomik Canlanma ve Büyüme

Sığınmacı akınının ekonominin birçok alanında etkisinden bahsetmek mümkündür ve bu etkilerin hepsi negatif değildir. Örneğin sığınmacı sayısının yüksek olduğu illerde yapılan bir araştırma ekonomi dünyasına yeni firmaların katılışıyla sığınmacı varlığı arasında doğru orantılı bir ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmaya göre her 1000 sığınmacıya karşılık 1.3 yeni firma kurulmuştur. Bu artışın %40’ını sığınmacılar tarafından kurulan firmalar oluşturmaktadır(Akgündüz vd, 2015). Suriyelilerin büyük çoğunluğunu kırsal ve alt gelir seviyesindeki kesimler oluştursa da başta Halep’ten gelenler olmak üzere yatırımcı ve tüccar kesimin de Türkiye’ye yerleştiği görülmektedir. Ekonomi Bakanlığı Uluslararası doğrudan Yatırım İstatistiklerine göre, Haziran 2015 itibariyle 2827 olan Suriyeli firma sayısı 31 Aralık 2015 itibariyle 3679’a yükselmiştir(Ekonomi Bakanlığı, 2016). Ancak Suriye’den sermaye akışındaki bu artışa rağmen bir görüşe göre Suriyelilerin Türkiye’ye yatırımı konusunda daha büyük fırsatlar kaçırılmıştır. Gaziantep Sanayi Odası’na göre Suriye’den yaklaşık 25 milyar dolar Kıbrıs Rum Kesimi bankaları üzerinden Avrupa’ya gitmiştir. Suriyelilerin 2014 yılı itibarıyla Türkiye’ye taşıdığı yatırımın boyutu kritik bir etki yapacak düzeyde değildir, ancak bu konuda ciddi bir potansiyel söz konusudur (ORSAM&TESEV, 2015:18).

Türkiye’nin kamplarda yaşayan Suriyelilere ve Suriye içine yaptığı insani yardımların büyük çoğunluğu yerel firmalar üzerinden sağlanmaktadır. Tüm dünyadan Suriye’ye giden yardım malzemeleri de sınır illerindeki firmalar tarafından karşılanmaktadır. Bu durum özellikle tekstil, gıda alanlarında faaliyet gösteren firmalar açısından fırsat yaratmıştır. Bu da hem üretimin artmasını hem de iç savaşla birlikte sıkıntı yaşayan ihracatın toparlanmasını sağlamaktadır. Örneğin Gaziantep’in Suriye’ye ihracatı 2011 yılında 133 milyon dolar iken bu rakam 2013 yılında 278 milyon dolara çıkmıştır(Bahçekapılı ve Çetin, 2015:7-8). Suriyelilerin sağladığı bir diğer katkı ise Ortadoğu ülkeleriyle son derece iyi bağlantılara sahip Halepli tüccarların Türkiye mallarını sahip oldukları iş bağlantıları üzerinden Ortadoğu pazarına ulaştırmasıdır(ORSAM&TESEV, 2015:18).

Sığınmacıların bulundukları illerde alışveriş için büyük market ve AVM ler yerine daha rahat anlaşabileceği küçük mahalle esnafından alışveriş yapmayı tercih etmesi dolayısıyla bu piyasada da bir canlanma olduğu öne sürülmektedir(Kayserigündem, 2016). Kilis’te yapılan bir çalışma bu iddiayı doğrular bulgulara ulaşmıştır. Araştırmaya göre yerli iş adamı ve esnafların %56.7’sı Suriyelilerin gelişi ile ticari gelirlerinin arttığını ifade etmiştir. Sığınmacıların Kilis’te ticaretin canlanmasına katkı sağladığını düşünenlerin oranı ise %73 civarındadır(Paksoy vd., 2015:167)

Uzmanlar hükümetin 2015 büyüme beklentisini yüzde 3′ten yüzde 4′e, 2016 beklentisini ise yüzde 4′ten yüzde 4.5′e revize etmesinde sığınmacıların önemli etkisini olduğunu düşünmektedir. İş Yatırım Ekonomisti Muammer Kömürcüoğlu’na göre, Suriyeli göçmenlerin açlık sınırında yaşadığı varsayımında yıllık toplam harcamalar milli gelirin %0.5′ine, yoksulluk sınırı baz alındığında ise % 1.7′sine ulaşmaktadır. Ancak büyüme tarafındaki olumlu desteğin bedeli enflasyon ve işsizlik olarak karşımıza çıkmaktadır. AB’den mültecilere harcanmak üzere gelecek 3(ya da 6) milyar Avro’nun da büyümede yaşanan etkiyi artırması beklenmektedir(Sözcü, 2016).

Kaçakçılık

Sınır illerinde kaçakçılık iç savaş öncesinde de var olan bir durumdur. Ancak kriz ile beraber kaçakçılığın boyutu değişmiştir. Ayrıca daha önce geniş bir kesimin faydalandığı kaçakçılıktan sınırlı sayıda aile nemalanmaya başlamıştır. Bu durum özellikle Kilis için geçerlidir. Suriye’deki kriz öncesinde kaçakçılık Kilis ekonomisi açısından “dumansız fabrika” olarak nitelenmekteydi. Kilisli aileler araçları ile gittikleri Suriye’den depolarını benzinle doldurup alabildikleri kadar ürünle Türkiye’ye dönmekteydi. Bu şekilde geçimlerini sağlayacak düzeyde bir gelir elde etmekteydiler. İç savaş sonrasında güvenlik sorunu nedeniyle bu imkân ortadan kalkmıştır. Ancak sınırdaki köyler büyük çaplı kaçakçılık yapmaya başlamıştır. Böylece geniş kesimin düşük miktarda gelir ettiği kaçakçılığın yerini sınırlı bir kesimin büyük miktarda gelir elde etmesi almıştır((ORSAM&TESEV, 2015:18).

SOSYAL MALİYETLER

Kentleşme ve Belediye Hizmetleri

Şehir merkezlerinde yaşayan Suriyeliler düşük kira ödemek için genelde kenar mahalleleri tercih etmektedir. Zaten olumsuz koşullarda olan evlerde birkaç aile birlikte kalmaktadır. Bu durum her şeyden önce çarpık yapılaşma ve gecekondulaşmayı teşvik etmektedir. Yerel halk gelir beklentisi ile evlerinin üstüne, yanına kaçak, sağlıksız ve düzensiz yapılar inşa etmektedir. Bu da zaten var olan çarpık kentleşme sorununu derinleştirmektedir(ORSAM&TESEV, 2015).

Özellikle sınır kentlerindeki belediyeler krizden önceki kaynak ve kapasiteleriyle bazı örneklerde önceki nüfuslarının iki katından daha fazla bir nüfusa belediye hizmeti götürmek durumunda kalmışlardır. Bütçeden yerel nüfus bazında pay alınması ve şehirlerin mevcut alt yapısı ve kapasitesinin kriz öncesi duruma göre inşa edilmiş olması, belediye sorumluluğundaki çöp toplama, toplu taşıma, trafik, su temini ve dağıtımı, şehir temizliği, zabıta hizmetleri, inşaatların kontrolü, kültürel faaliyetler gibi birçok hizmet alanında ciddi zafiyetler doğmasına neden olmuştur (ORSAM&TESEV,2015:20). Örneğin Kilis’te “dehliz” tabir edilen dar çıkmaz sokakların yoğun olduğu merkezi bölgede, kriz öncesinde de sıkıntılı olan temizlik hizmetlerinin artık yönetilemez hale geldiği bu çalışmanın yazarı tarafından bizzat müşahede edilmiştir.

Eğitim Hizmetleri

Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, tarafından yapılan açıklamaya göre Türkiye’de halen 310 bin Suriyeli çocuk eğitim almaktadır. Ancak 620 bin civarında Suriyeli çocuğun eğitime ihtiyacı vardır. Bakanlık 2017 yılına kadar bu 620 bin kişiden 450 bin çocuğa eğitime almayı hedeflemektedir(Yeniakit.com, 2016). Eğitim ihtiyacı içindeki sığınmacı çocuk sayısı konusunda da devletin elinde çok sağlıklı rakamlar olmadığı görülmektedir. Bakanın açıklamasından neredeyse bir yıl önce yapılmış bir çalışmaya göre bu sayının 700 bini aştığı ifade edilmektedir (TİSK, 2015:75). Türkiye’de her yıl üniversite sınavına giren ortalama sayının yarısından fazlasına denk gelen bu rakamın mevcut altyapıyı ve kapasiteyi zorlayacağı açıktır.

Halkın Suriyeli çocukların eğitimi konusunda çok reddiyeci bir tutum içinde olmadığı görülmektedir. Ancak sınır kentlerinde halk sığınmacıların eğitime katılmasıyla eğitim kalitesinin düştüğünü ve eğitim harcamalarının arttığını düşünmektedirler. Gaziantep’te halkın yaklaşık olarak yarısı Kilis’te ise %71’i eğitimin kalitesinin azaldığını düşünmektedir. Hatay ve Şanlıurfa’da ise eğitimin kalitesinin düştüğüne inananların oranı %50’nin altına düşmektedir. Suriyelilerin gelmesinde sonra bu şehirlerde sınıf büyüklüğünün ( 1-5 öğrenci) arttığı tespit edilmiştir(ORSAM, 2015:28-33).

Sağlık Hizmetleri

Suriyelilerin yerel halkın günlük yaşamı ile ilgili bir diğer önemli etkisi sağlık hizmetlerinde ortaya çıkmaktadır. Halk hem sağlık hizmetlerinin kötüleştiğinden hem de sağlık hizmeti almanın zorlaştığından şikâyet etmektedir. Sağlık hizmetlerinin kötüleşmesi, randevu almanın zorlaşması ve randevu süresinin uzaması, sığınmacıların neden olduğu düşünülen şikâyetlerin başında gelmektedir. Sığınmacıların gelişiyle özel muayene ücretlerinin de arttığı iddia edilmektedir(ORSAM,2015:28-33).

Sağlık Hizmetleri konusunda da hem fiziki şartlar hem de sağlık çalışanları açısından kapasite sorunu yaşanmaktadır. Hizmet alamadığını düşünen yerel halk da tepki geliştirmektedir. Sınır illerindeki devlet hastaneleri toplam hizmetin %30 ile %40’ı arasında bir oranda Suriyelilere hizmet vermektedir. Yeni hastane inşa edilmesi ya da mevcutların kapasitesinin artırılması sağlık hizmetleri üzerinde oluşan yükü hafifletecektir. Bunun yanı sıra yeterli sayıda sağlık çalışanının görevlendirilmesi gerekmektedir. Bu noktada sığınmacılar içinde bulunan sağlık personelinin istihdamını kolaylaştıracak düzenlemelere ihtiyaç olduğu görülmektedir (ORSAM&TESEV,2015:20-34).

AFAD Suriye afet raporuna göre sığınmacılara yönelik olarak Türkiye genelinde günde 14.438 poliklinik muayenesi; 2.172 yataklı tedavi ve 587 ameliyat hizmeti verilmektedir. Aynı hizmetlerle ilgili olarak toplam rakamlar ise şöyledir: 6.156.660 poliklinik, 480.204 yatarak tedavi, 325.360 ameliyat(AFAD, 2016). Bu hizmetlerin neredeyse tamamı krizden önceki mevcut personel ve fiziki altyapı ile verildiği göz önünde bulundurulursa vatandaşın şikâyetlerinin çok da temelsiz olmadığı anlaşılacaktır.

Sağlık hizmetleri ile bağlantılı bir diğer etki toplum sağlığının olumsuz etkilenmesidir. Türkiye’de görülmeyen bazı hastalıklar ve aşıları dahi kaldırılan çocuk felci sınır illerinde görülür hale gelmiştir. Bu kapsamda sınır illerinde0-5 yaş grubu çocukların tamamına çocuk felci aşısı yapılmıştır. Bunun yanında kızamık ve şark çıbanı grubu hastalıkları da yeniden görülmeye başlamıştır. Gaziantep ili 2013 yılında en çok kızamık hastalığı görülen il olmuştur(ORSAM&TESEV, 2015:20). Belediye temizlik hizmetlerindeki aşırı yükten kaynaklı yetersizliğin ilave bir sağlık riski oluşturduğu da gözden uzak tutulmamalıdır.

Güvenlik

Türkiye’deki çok yüksek Suriyeli sayısına rağmen sınır illerinde sığınmacı kaynaklı ciddi bir asayiş sorunundan bahsetmek mümkün değildir. Suriyelilerin suça karışma oranları son derece düşüktür. Hatta Suriyeliler karıştıkları adli vakaların çoğunda davacı konumundadır. Yaşanan sıkıntılara rağmen toplumsal barışı bozmamak adına her iki toplumda bir fren mekanizması gelişmiştir. Asayiş konusundaki bu tabloya rağmen risk potansiyelinden bahsetmek mümkündür. Güvenlik, asayiş alanında gerekli tedbirlerin alınmadığını düşünen kesimler boşluğu doldurma arayışına girmektedir(ORSAM&TESEV, 2015:39). Kilis’te sığınmacı nüfusu yerli nüfustan daha fazla olmasına rağmen işlenen suçların sadece %12 sinin Suriyeliler tarafından işlendiği görülmektedir. Bu olayların da büyük çoğunluğu kendi aralarında kavga şeklindedir(Par, 2014)

Halen Türkiye cezaevlerinde bulunan yabancılar içinde Suriyelilerin sayısı % 40’a ulaşmıştır. Yakın bir gelecekte- doğal olarak- bu oranda Suriyelilerin eğitimsizlik ve mesleksizlik, işsizlik ve uyum sorunlarına bağlı olarak artış yaşanması mümkündür(TİSK, 2015:74). Sığınmacıların güvenliğe etkisi konusunda kriminal veriler henüz alarm düzeyinde olmamakla birlikte halkın güvenlik algısı bu gerçeklikle örtüşmemektedir. Suriyeli sığınmacılar ekonominin yanı sıra güvenlik konusunda da endişe kaynağı olarak görülmektedir. GLOBAL’in anketine katılanların %67’si Suriyeli mültecilerin asayiş-güvenlik sorunlarına yol açtığını, %56’sı ise terör olaylarını arttırdıklarını düşünmektedir (GLOBAL, 2016:42).

Yerel halkın en büyük korkularından biri kendilerini terör saldırılarına açık hissetmesidir. Suriyeliler arasında provokasyon çıkartmak ya da Türkiye’yi cezalandırmak isteyecek kişilerin olabileceği düşüncesi yerleşmiştir. Suriyeliler arasında rahatlıkla Esad’a bağlı kişiler, IŞİD üyeleri ya da PKK’lıların olabileceği korkusu hâkimdir. Bu durum özellikle sınır kasabalarında ve Kilis, Şanlıurfa gibi sınıra yakın illerde daha yaygındır. Sığınmacıların karıştığı adli vakaların veya terör eylemlerin yaşanması durumunda tüm Suriyelilere bakışın kritik biçimde daha da kötüleşeceği anlaşılmaktadır. Şehirlerde yaşayan sığınmacılar kenar mahallelerde bir arada yaşamlarını sürdürmektedir. Bu durum her şeyden önce uyum sürecini zorlaştırmaktadır ve orta ve uzun vadede güvenlik sorunlarının doğmasına neden olabilecek bir zemin hazırlamaktadır. Bunun yanı sıra zor koşullar altında yaşıyor olmaları her türlü suç ve şiddet ortamının doğup gelişmesi açısından uygun koşullar sunmaktadır. Eğitim almamış, düşük gelir seviyesine sahip, dışlanmışlık hissi içinde kimlik bunalımı yaşayan gençlerin ileriki dönemde pek çok suçun kaynağını oluşturacağı söylenebilir. Yerel halkın ifadesiyle önlem alınmaz ise yakın zamanda mafyanın, hırsızlığın kaynağını bu kayıp nesiller oluşturacaktır. (ORSAM&TESEV, 2015:19).

Alman Marşal fonu tarafından yayınlanan Transatlantik Eğilimler 2014 raporuna göre Türkiye’de göç’ü bir problem olarak görenlerin oranı 2014 yılında bir önceki yıla göre 29 puan artarak %75’ yükselmiştir. Problem görmeyenlerin oranı ise 24 puan gerileyerek % 21’ düşmüştür(GMF, 2014a:39). Aynı kuruluşun 2015 Temmuz ayında gerçekleştirdiği Türkiye’nin Algıları Araştırmasına göre, etkileyici bir çoğunluk (%84) Suriye’den gelen sığınmacılardan endişe duyduğunu ifade ederken, sadece %14 endişe duymadığını söylemiştir(GMF, 2015:12,13) İstanbul’da Suriyeli sığınmacıların yaşadığı bölgelerde güvenlik sorunu yaşanıp yaşanmadığına ilişkin soruya katılımcıların %54.85’i sorun yaşadıkları şeklinde cevap vermiştir. Bu oran metropollerde vatandaşlarımızın sığınmacılarla ilgili güvenlik algısı açısından dikkate alınması gereken bir orandır(İFE, 2014:17)

Halk arasında Suriyelilerin yaptırıma maruz kalmadan suç işleyebildiği şeklinde bir algı mevcuttur. Suriyeli plakalı araçların kaza yaptığı zaman çekip gittikleri ve hiçbir yere şikâyet yapılamadığı sıklıkla dile getirilmektedir. Aynı şekilde Suriyelilerin suç işledikten sonra yaptırıma maruz kalmadan Suriye’ye gidip tekrar geri gelebildikleri şeklinde doğru ya da yanlış bir inanış hâkimdir. Bu durum insanlarda güvenlik kaygısı yaratmaktadır(ORSAM&TESEV, 2015:34).

HÜGO tarafından gerçekleştirilen bir saha çalışmasında “Suriyeli sığınmacılar bulundukları yerlerde şiddet, hırsızlık, kaçakçılık ve fuhuş gibi suçlara bulaşarak toplumsal ahlak ve huzuru bozmaktadır” önermesini Türk toplumunun % 62,3’ünün desteklediği görülmüştür. Önermeye katılmayanların oranı % 23,1’de kalmıştır. Sığınmacı yoğun bölgelerde bu destek daha da artmaktadır. Bazı şehirlerde sığınmacılara yönelik oluşan toplumsal tepkiler ve saldırılar konusunda da toplumun yarısının (% 47,5) tepkileri “haklı” görmesi ve “desteklemesi” dikkat çekicidir. Tepkileri haklı ama aşırı bulanlar % 26,1; tepkileri ve saldırıları “haksız” bulanların oranı % 13,9, olarak gerçekleşmiştir (Erdoğan, 2014:34,35).

Türkiye’deki siyasi ortam da Suriyelilere bakışı belirleyen faktörlerden biridir. Siyasi tercihler kimi zaman Suriyelilere daha müsamahalı yaklaşmayı sağlamaktadır. Tersine, Suriyelilerle doğrudan muhatap olmayan halk arasında sırf siyasi tercih sebebiyle tepki ortaya çıkabilmektedir. Bu açıdan sığınmacı varlığının ülkede siyasi kutuplaşmayı besleyen bir unsur olduğunu da söylemek mümkündür. Sığınmacıların yaratması muhtemel en ciddi güvenlik riski yerel halk arasında var olan tepkinin bir provokasyon neticesinde şiddet içeren kitlesel tepkiye dönüşmesidir. Bunun ufak örnekleri neredeyse her sınır ilinde yaşanmaktadır. Mevcut sürecin devamı durumunda Gaziantep ve Kahramanmaraş’ta 2014 Temmuz ayında yaşanan olayların diğer sınır illerinde de görülmesi ihtimal dâhilindedir. Yerel halktan gelen tepkilerin en tehlikeli sonucu ise Suriyelilerin örgütlenerek kendi güvenliklerini sağlama arayışları olacaktır(ORSAM&TESEV, 2015:19).

Demografik Değişim

Sığınmacı varlığına dayalı olarak bazı sınır illerinde yaşanan bir diğer kaygı demografik değişimin yaşanması ve bunun yarattığı güvensizlik hissidir. Bu etki her ilde olmasa da Kilis ve Hatay başta olmak üzere Şanlıurfa, Gaziantep gibi illerde söz konusudur. Kilis bu açıdan çok çarpıcı bir örnektir. Çok büyük oranda Türkmen şehri olan Kilis’te yerel halk kendi şehirlerinde azınlık durumuna düştükleri hissi içindedir. Suriyelilerin bir kısmı Türkmen olsa da büyük çoğunluğu Arap kökenlidir. Hatay’da da Arap Alevi nüfusun kaygı içinde olduğunu söylemek mümkündür. Suriyelilerin büyük çoğunluğunun Sünni olması şehirdeki hassas demografik yapıyı değiştirmekte ve bu da Arap Aleviler arasında güvensizlik hissi yaratmaktadır(ORSAM&TESEV, 2015:17).

Suriyelilere tepkinin nedenlerinden biri de yükün sınırlı sayıdaki şehir üzerine yüklenmesidir. Zaten kısıtlı kaynaklara sahip şehirler Suriyelilerin yarattığı sosyoekonomik etkilerle baş etmek durumunda bırakılmaktadır. Bu nedenle Suriyelilerin Türkiye geneline dağılımlarının daha dengeli yapılması gerekmektedir(ORSAM&TESEV, 2015:37).

Hatay ve Şanlıurfa’da ORSAM mülakatına katılanların yarısından çoğu mültecilerin varlığının şehirlerinden dış göçe neden olduğunu düşünmektedirler. Bu oran Gaziantep’te yalnızca %14’dür. Dahası, dört şehirde de mülakata katılanların önemli bir kısmı şehirlerinden göçün en önemli nedeni olarak ekonomik ve güvenlik koşullarını görmektedirler. Bu bulgular Türkiye’de şehir düzeyinde mevcut olan göç verisi tarafından da doğrulanmaktadır(ORSAM, 2015:27).

Dilencilik

Bir saha araştırmasında “Türkiye’deki Suriyelilere ilişkin kanaatinizi en iyi aşağıdakilerden hangisi ifade eder?” şeklindeki soruya verilen cevaplarda Suriyelileri “zulümden kaçan insanlar”, Türkiye’deki “misafirlerimiz” ve “din kardeşlerimiz” olarak tanımlayanların oranı toplamda %72,2’yi bulmaktadır. Suriyelileri “bize yük olan insanlar” ya da “asalaklar-dilenciler” olarak görenlerin oranı ise toplamda % 26’da kalmaktadır. Suriyeliler ise bu dilencilerin, Türkiye’ye geldikten sonra yoksullaşan kişiler değil, Suriye’de de dilencilik yapan “Çingene/Roman” profesyonel dilenci grupları olduklarını iddia etmektedirler. Dilencilerin Türkiye’de kendilerine yönelik algıyı çok olumsuz etkilediklerini de ifade etmektedir (Edoğan, 2014:20-30).

İFE’nin araştırmasında sığınmacıların dilencilere ve dilenciliğe bakış açısının tespitine ilişkin sorulara verilen cevaplardan ise sığınmacıların %20,67 gibi bir oranla imajlarını olumsuz yönde zedelediğini düşündükleri bu durumu hiçbir şekilde tasvip etmediği anlaşılmaktadır. Ancak sığınmacıların %40,67’si Suriyeli dilencilerle karşılaştıklarını, bu durumu onayladıklarını, zira İstanbul’da geçinmenin Suriye’ye nazaran çok daha zor olduğunu belirtmiştir. %20’lik kesim ise bazı kimselerin Suriyeli taklidi yaparak halktan yardım istediklerine şahit olduklarını belirtmiştir. Bu sonuçlardan hareketle sosyoekonomik seviyesi düşük sığınmacıların, toplumun ortak yargılarının ve hukuk kurallarının dışına kolayca çıkabileceklerini ve bu durumu da içlerinde bulundukları mevcut şartlar bakımından normal karşıladıklarını söylemek mümkündür. Öte yandan dilenciliğin sığınmacı gerçeğini istismar alanlarından biri olduğu unutulmamalıdır(İFE, 2014:33).

Sığınmacı krizinden sonra cami önlerinden trafik ışıklarında dilencilik yapanların sayısında olağanüstü bir artış olmakla birlikte özellikle mahalli basında bu dilenenlerin aslında sığınmacı olmadığına ilişkin haberlerde çoğalmıştır. Örneğin Kocaeli Göç idaresi Müdürü basına yaptığı açıklamada ışıklarda dilenenlerin büyük çoğunluğunun Türk vatandaşı olduğunu belirtmiştir(Kocaeli Manşet, 2015). Aynı şekilde Van’da belediye zabıtası tarafından 02. Mart 2016 tarihinde toplanan dilencilerin Türkiye’nin değişik vilayetlerinden gelmiş vatandaşlar olduğu anlaşılmıştır(Vanakhaber,2016). Dilenenleri Suriyeli olmadığına dair birçok haber bulmak mümkün olduğu gibi Suriyeli olduğuna dair de pek çok haber bulunabilir. Neticede Türkiye’nin sığınmacı krizi ile tırmanışa geçen bir dilencilik sorunu olduğu açıktır. Dilenenler içinde gerçekten Suriye’den gelenler(birçoğunun Suriye’de de dilenci olduğu iddia edilmektedir) olduğu gibi sığınmacılık olgusunu istismar eden Türk vatandaşlarının da olduğu anlaşılmaktadır.

Sığınmacı kriziyle birlikte yoğunlaşan dilenci görüntüleri insanlarda rahatsızlığın ötesinde gasp, kapkaç, hırsızlık olabileceği yönünde endişeye de neden olmaktadır. Ayrıca dilencilik meselesi Suriyelilere yönelik algıyı da olumsuz etkilemektedir. Bu konuda yerel otoritelerin önlem alması etkili olacaktır. Örneğin Kahramanmaraş’ta Temmuz olaylarının ardından dilencilerin toplanarak kamplara taşınması şehirde rahatlama meydana getirmiştir(ORSAM&TESEV, 2015:38).

Çok Eşlilik ve Küçük Yaşta Evlilik

Türkiye’de yabancı gelinlerin sayısı 2015 yılında 18 bin 814 olup toplam gelinlerin %3,1’ini oluşturmuştur. Yabancı gelinler içinde Suriyeli gelinler (3 bin 569 kişi) %19 ile birinci sırada yer almaktadır. Suriyeli gelinleri %14,3 ile Alman gelinler (2 bin 695 kişi) ve %8,8 ile Azerbaycanlı gelinler (bin 653 kişi) takip etmektedir. Sadece bir yıl içinde 3 bin 500 den fazla Suriyeli gelin sayısı dikkat çekici bir sayıdır. Ancak TÜİK ve Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü 2015 yılı öncesine ait veri paylaşmadığı için artış hızı konusunda bir sonuca ulaşmak mümkün değildir. Bölgesel ayrıntı verilmediği için resmi evliliklerin daha çok hangi ilde gerçekleştiğini tahmin etmek kolay olmamakla birlikte gelin sayısının çokluğu ile sığınmacı varlığı arasında doğrusal bir ilişki olduğu tahmin edilmektedir. TÜİK verilerinde yoğun sığınmacı barındıran illerle ilgili olarak en dikkat çekici durum kaba evlenme hızı açısından 2015 yılında Kilis’in binde 9.84 ile ilk sırada yer almasıdır. Ancak bu rakam sığınmacı akını öncesinde 2010 yılında daha yüksektir(10,36) ve takip eden yıllarda 2014 yılı (10.78) hariç hep düşüş göstermiştir. Buna karşılık kaba boşanma hızı açısından yoğun sığınmacı barındıran iller ilk sıralarda değil son sıralarda yer almaktadır. Bu durumda sığınmacı varlığının boşanmaya etkisinden söz etmek zor görünmektedir(TUİK, 2016).

Sığınmacılar arasında çok eşli evliliklere sıklıkla rastlanmaktadır. Kamplarda 18 yaş altı için Türkiye Cumhuriyeti yasalarının uygulanmasına özen gösterilmektedir. Özel hayatın korunması gereği, birlikte yaşayanların veya resmi şekilde evli olmayanların tespiti mümkün olmamaktadır. Suriye’den gelenlerin çoğunun çok eşli halde geldiği tespit edilmiştir. Kadınların mağdur olmaması için çok eşli halde gelenlerin evlilikleri geçerli sayılmaktadır. Annelerin yaş ortalaması da ne yazık ki çok düşük seviyededir. 13-14 yaşında hamileliklere rastlanabilmektedir. Çözüm yolunu kapatan en önemli sorun, evliliklerle ilgili sürecin beyana dayalı olarak ilerlemesi ve özel yaşamın korunması gerekliliği ile bazı tespitlerin mümkün olmamasıdır(AFAD, 2014).

Resmi kayıtlarda zaten yüksek görülen Suriyelilerle evliliğin gerçekte çok daha fazla olduğu düşünülmektedir. Zira Suriyelilerle evlilikler genelde dini nikah yoluyla gerçekleşmektedir. Örneğin Kilis’te boşanmaların yaklaşık %20’sinin Suriyeliler nedeniyle gerçekleştiği iddia edilmektedir. Kadınlar kocalarını kaybetme korkusunun üzerlerinde baskı yarattığını ifade etmekte ve Suriyelileri kocalarının aklını çelmekle suçlamaktadırlar. Suriyelilerle evlenme konusu bir sektöre dönüşmüş ve aracılar türemiştir. Evliliklerde Suriyeli aileye başlık parası ödenmektedir. Kızlarını evlendirme Suriyeli aile açısından hem para kazanma hem de kızlarının hayatını kurtarmanın aracı olarak görülmektedir. Bu durum özellikle Şanlıurfa ve Kilis’te yoğun olarak yaşanmaktadır. Bu konunun bir diğer boyutu çocuk yaştaki kızların istismarıdır. Zira evlendirilen Suriyeliler arasında çocuk yaşta olanlar da bulunmaktadır(ORSAM&TESEV, 2015:16).

Bazı uzmanlar ise bölgede kadınların kocalarının Suriyeli kadınlarla evlenmesinden korktuklarını, ancak boşanmaların abartıldığı kadar artmadığını(TÜİK verileri bu savı desteklemektedir) öne sürmektedir. Çocuk gelin konusunun ise yaygın olmakla birlikte çaresizliğe değil kültüre dayalı bir durum olduğu belirtilmekte ve bu durumun kendi aralarında yaygın olduğu, Türklerle evlenenlerin az olduğu vurgulanmaktadır(Par,2014).

Suriyeli sığınmacı kadınların yaşadığı bir diğer istismar türü ise ikinci-üçüncü eş olarak çok eşli evlilikler yapmaya zorlanmaları ya da zorunlu kalmalarıdır. Mazlumder raporunda yerel toplumla yapılan görüşmelerde yaşanmakta olan Suriye krizi öncesinde de, özellikle sınır illerinde, Suriyeli kadınlarla evlenme kültürünün mevcut olduğu ifade edilmektedir. Geçmişten beri süregelen ticari ilişkiler ve Suriye’de çok eşliliğin kültürel bir norm oluşu sayesinde sığınmacı akınıyla birlikte çok eşliliğin fırsata çevrilerek örtük bir ‘kadın ticareti ‘ne dönüştürülüştür. Genç ve bazen çocuk yaştaki sığınmacı kadınların bazen aile zoruyla, bazen de kendilerinin çaresizlik içindeki ailelerine yük olma duygusunun ağır basmasıyla kerhen rıza gösterdikleri bir kurtuluş yolu olarak para karşılığı evlilikler yaptıkları, çoğu zaman yasal açıdan hiçbir bağlayıcılığı olmayan bu evliliklerin kısa sürdüğü ve aslında sığınmacı kadınların bu evlilikler aracılığıyla sistematik bir cinsel istismara maruz kaldıkları tespiti yapılmaktadır(Mazlumder, 2014:33-46).

Suriyeli sığınmacı kadınlarla gayri resmi evlilikler yapmak isteyen erkekler ve sığınmacılar arasında 250-500 TL arasında komisyonculuk yapanlar bulunduğu, evliliklerde gelinin yaşına ve fiziksel özelliklerine göre ailesine 2-10 bin TL arasında başlık parası ödendiği ifade edilmektedir. Bu evliliklere Gaziantep, Kilis, Hatay, Urfa ve Batman gibi sığınmacıların yoğun olduğu illerde daha sık rastlanmaktadır. Komisyoncular sadece Türkiye’deki sığınmacı kadınlar için değil halen Suriye’de bulunan kadınlarla evlilik konusunda da gerek damat adayını Suriye’ye geçirerek gerek, gelin adayını Türkiye’ye getirerek gerekse sınırda buluşturarak aracılık hizmeti sunmaktadır (Mazlumder, 2014:34).

Para karşılığı yapılan ve tamamen kadın ticaretine dönüşmüş bu evlilikler çeşitli sosyokültürel kabuller öne sürülerek meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Yerel toplumdan kadınlar, bu evlilikleri ağırlıklı olarak, komisyoncuya ve aileye verilen cüzi miktar dışında Suriyeli kadınların evlilik için bir şey talep etmemelerine ve genç kadınlarla evlenmenin cazibesine bağlarken, bazı erkek görüşmeciler bu evliliklerin tamamen koruma amacıyla yapıldığını iddia etmektedir. Yapılan evliliklerde, talep edilen yaş ortalamasının 15-20 yaş ve fiziksel özelliklerin belirleyici bir unsur olması, evlilikleri yapan erkeklerin daha çok orta yaş ve üstü olması, çok eşli evliliklerin yaygınlık kazanması, yerli kadınların tespitlerinin daha tutarlı olduğunu göstermektedir(Mazlumder, 2014:36).

Cinsel İstismar ve Fuhuş

Mazlumder raporunda yerel toplumla yapılan görüşmelerde, Suriyeli kadınların kişisel bakım pratiklerinden, tutum ve davranışlarına kadar olumsuz nitelemeler içeren değerlendirmelere rastlandığı ifade edilmektedir. Sığınmacı kadınlara yönelik bu tür olumsuz kabullerle, istismar olgusunun çarpıtılarak, kısmen meşrulaştırmaya çalışıldığı, yerel toplumdan kadınların bu konuda olumsuz kabulleri benimseme eğilimi gösterdikleri ve duyulan vakalara yönelik olarak, yerli erkeklere istismar temelinde sorumluluk yükleyenin çok az olduğu, tepkilerin daha çok sığınmacı kadınlara yöneldiği tespiti yapılmaktadır. Yaşadıkları cinsel taciz olaylarının detaylarını anlatma konusunda çekingen davranmakla birlikte görüşülen sığınmacı kadınların yaklaşık %10’unun cinsel tacize maruz kaldığı anlaşılmaktadır. Tacizin fiziki ve sözlü rahatsız etme, ikinci eş olarak evlenme teklifleri şeklinde, ağırlıklı olarak işverenler ve ev sahipleri tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır. Tekliflerine olumsuz yanıt alanların evden çıkarma ve iftira gibi caydırıcı yöntemlere başvurdukları iddia edilmektedir(Mazlumder, 2014: 32,33).

Raporda görüşme yapılan sınır kaçakçılarının, sınırdaki güvenlik boşluğu nedeniyle bazı yalnız gelen Suriyeli kadınların sınır civarında kaçırılarak tecavüze uğradığı, kaçak sığınmacıların eşyalarının ve paralarının gasp edildiği ancak bu olayların adli sürece yansımadığı yönünde iddialar dile getirdiği görülmektedir(Mazlumder,2014:40).

Batman Barosu Kadın Hakları Komisyonu Üyesi Av. Seçil ERPOLAT Savcılıktan aldıkları bilgilere istinaden dilencilik yapan çocuk yaştaki kızların mağduriyetlerinden istifade ederek fuhşa zorlandıklarını aktarmaktadır. Savcılık tarafından yapılan telefon dinlemeleri ve ulaşılan diğer bilgilere göre 20 TL ve 50 TL gibi rakamlarla bu kız çocuklarına fuhuş yaptırılmaktadır(Mazlumder, 2014:40).

Hacettepe Üniversitesi Göç Araştırmaları Merkezi(HÜGO) Müdürü Doç. Dr. Murat Erdoğan Habertürk gazetesinde yayınlanan 30 Kasım 2014 tarihli bir söyleşide sıradan Suriyeli kadınların Türkiye’de seks tacirlerinin eline düştüğü iddialarını abartı ve haksızlık olarak değerlendirmiştir. Erdoğan Suriye’de zaten hayat kadınlığı yapan kadınların Türkiye’de de bu durumu devam ettirdiklerini ve genellenebilecek bir durumun söz konusu olmadığını, insanların cinsel konulara merakından ötürü işin abartıldığını öne sürmektedir(Par, 2014). Adana’da basına yansıyan bir olay Erdoğan’ın bu yorumunu desteklemektedir. Adana’nın Seyhan ilçesinde Suriyeli sığınmacı bir kadın, yine Suriyeli sığınmacı diğer iki kadını pazarladığı gerekçesiyle tutuklanmıştır. Pazarlandığı iddia edilen kadınlar zor durumda oldukları için yapılan teklifi kabul ettiklerini ifade etmiştir(Karaçalı, 2016).

Suriyeli kadınların fuhuş yaptığı, fuhşa zorlandığı konusundaki iddialar çoğu zaman abartılıyor olsa da bir vakıa olarak ortada durmaktadır. Gaziantep’in Karkamış ilçesinde bulunan çadır kentten başka bir çadır kente aktarılan kadınlar kendileriyle görüşen Cumhuriyet gazetesi muhabirine kampta yaşanan fuhuş, şiddet ve rüşvet olaylarına seyirci kalmadıkları için sürüldüklerini ifade etmiştir. Kampta kadınların gizlice fotoğraflandıkları ve bu fotoğraflarla şantaj yapılarak fuhşa zorlandığı, bu işi yapanların bazı jandarma ve AFAD yetkilileriyle birlikte hareket ettikleri de öne sürülmüştür. Görüşülen sığınmacı kadınlar fuhşa zorlayanların, zorlananların isimleriyle birlikte olaya göz yumma karşılığında kendisine kadın ikram edilen Jandarma görevlisinin isimlerini de muhabirle paylaşmıştır(Accarer, 2015).

Mazlumder raporunda göçmen kaçakçılarıyla yapılan görüşmelere dayalı olarak verilen bilgilere göre İnsan ticareti yapan çeteler tarafından Suriyeli kadınlar ve aileleri kandırılmaktadır. Suriye’de imam nikâhı yapılan kadınlar Kilis’e getirildikten sonra evlere yerleştirilerek bir süre sonra fuhuş yapmaya zorlanmaktadır. Bu sektörde 15-20 yaş arası genç kadınların daha çok talep görmektedir. Savaştan uzakta güvenli bir ortamda yeni bir yaşam hayali kuran genç kadınlar, evlilik vaadiyle kandırılarak, kendilerini birden fuhuş bataklığında bulmaktadır. Bu işi yapanlar çeteleşmiş durumdadır ve bazen çeteler arasında çatışmalar bile yaşanabilmektedir. Kriz öncesi Halep’te fuhuş işinde olan bazı kişiler, kriz ortamını fırsata dönüştürerek bugün faaliyetlerine Kilis’te devam etmektedir. Göçmen kaçakçılığı işinde bir süre çalışan 24 yaşındaki M., kadın ticareti yapan 45-50 yaşlarında bir kişinin 30’un üzerinde kadını imam nikahı Türkiye’ye getirdiğini ve fuhuş yaptırdığını ifade etmiştir. Bu kişi daha sonra şikayet üzerine Suriye’deki Türkmen muhalif grup Muhammed Fetih Cephesi milislerince elektrik verilerek infaz edilmiştir(Mazlumder, 2014:39).

Polis Akademisi Suç Araştırmaları ve Kriminoloji Araştırma Merkezi’nin (SAMER) 11-13 Aralık 2015 tarihlerinde Antalya’da düzenlediği sempozyumda sunum yapan Sosyolog Doç. Dr. Mualla Kavuncu, başlangıçta sadece kamp dışındaki sığınmacı çocuk ve kadınlara yönelik cinsel istismarın, artık kamplara kadar girdiğini ifade etmiştir. Kavuncuya göre Suriyeli küçük kızların imam nikâhıyla kuma yapılması da çok yaygınlaşmış ve yaş sınırı 11-12’ye kadar düşmüştür. Ailelere ortalama 2 bin ila 5 bin TL arasında başlık parası verilmektedir. Bu nikâhlar bazen Suriyeli kızlar ve kadınlar tarafından bir kurtuluş şansı olarak görülebilse de; çoğunda, nikâh görüntüsü altında fuhuş ve çocuk-kadın ticareti yapılmaktadır(Milliyet, 2015).

Sığınmacıların konu olduğu cinsel istismar, fuhuş ve küçük yaşta evlilik hakkında devletin elinde resmi veriler olup olmadığı tam olarak bilinmemektedir. CHP Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi’nin fuhşa ve erken evliliğe zorlanan Suriyeli çocuklarla ilgili olarak İçişleri Bakanı Efkan Ala tarafından yanıtlanması istemiyle TBMM Başkanlığına 22 Aralık 2015 tarihinde bir soru önergesi verdiği ancak henüz bir cevap alamadığı anlaşılmaktadır(CHP, 2015).

Uyum ve Toplumsal Kabul

Göç alan toplumların mültecilere dönük davranışları incelendiğinde; toplumların mültecilere büyük oranda kültürel mesafe koydukları, demografik açıdan kaygı duydukları, özellikle iş kaybetme ve gelir kaybı kaygısı yaşadıkları, ev fiyatlarının yükselmesine bağlı olarak ekonomik kaygı duydukları görülmektedir. Toplumlarda, mültecilerin sosyal hizmetlere yük getirdiği ve kamu hizmetlerinde aksamalara neden olduğu düşüncesi hâkim olmaktadır. Bunların dışında sıklıkla hastalıkların ve suçun nedeni olarak görülmekte ve neticede mültecilere karşı güvensizlik duyulmaktadırlar. Bu bakış açısı mültecilerin toplumsal uyumunu güçleştirmektedir.

Kitlesel göç hareketlerinde göçü kabul eden toplumların evrensel kabul davranışları ile Türkiye’deki Suriyelilere ilişkin bulgular karşılaştırıldığında Türk toplumunun Suriyeli sığınmacıları kabulüne ilişkin davranışlarının bazı istisnalar dışında evrensel nitelik gösterdiği görülmektedir. Gerek sosyal uyum gerekse toplumsal kabulde evrensel özellikten ayrılan iki unsur karşımıza çıkmaktadır. Bunlar, toplumun Suriyelilere ilişkin yüksek kabul oranı, Suriyelilerin ise Türkiye’de olmaktan duyduğu memnuniyettir. Bu iki unsurun sürdürülebilir olması Suriyeli mülteci krizinin yabancı düşmanlığına dönüşmemesi ve toplumsal çatışma ortamına neden olmaması açısından önemlidir(Tunç, 2015:44).

Hacettepe üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi’nin 2014 yılı Ekim ayında 20 ilde 1501 kişi ile yapılan kamuoyu araştırmasının sonuçlarına göre Türk halkının Suriyeli Sığınmacılara ilişkin toplumsal kabul düzeyi yüksektir. Dikkat çekici bir biçimde Suriyelilere yaklaşımda “insani” gerekçeler, “tarihsel ve coğrafi zorunluluklar”, “din kardeşliği” ve son olarak da “etnik kardeşlik” gerekçelerinden daha güçlüdür(Erdoğan, 2014:28). Ancak bu durumun ne kadar sürdürülebilir olduğu tartışmalıdır. Dünyanın başka yerlerinde de olduğu gibi, toplumda sığınmacılara yönelik tepkilerin artma riski yüksektir. Eğer yerel hak, örneğin sağlık hizmetlerinde olduğu gibi, kamu hizmetlerinden yararlanmada sorunlarla karşılaşırsa, hayat pahalılığı artarsa, güvenlik konusunda olumsuz algıyı teyit edici olaylar yaşanırsa toplumdaki kabulün çok hızla reddetmeye ve hatta saldırılara dönüşmesi mümkündür(TİSK, 2015:87).

Türkiye ile 911 km sınırı olan ve dini, etnik özellikler bakımından son derece önemli benzerliklerin olduğu iddia edilen Suriyeliler konusunda araştırma bulguları farklı bir algıyı ortaya koymaktadır. Türk toplumu “Suriyeliler ile kültürel olarak aynı olduğumuz” düşüncesine çok sıcak bakmamaktadır. Bu önermeye destek verenlerin oranı sadece % 17,2’dir. Kültürel olarak farklı olduğumuz fikri ise % 70,8 gibi son derece yüksek bir oranda gerçekleşmiştir. “Suriyeli biri ile komşuluk yapmak sizi rahatsız eder mi?” sorusuna toplumun yarısının “evet” (%49,8) yarısının da “hayır” (%50,2) dediği görülmektedir. Komşuluk yapmak istememenin nedenlerine bakıldığında % 52,3 gibi yüksek bir oran “şahıslarına ya da ailelerine zarar vereceklerinden endişe ettikleri için” komşuluk yapmak istemediklerini ifade etmektedir. İlginç biçimde bu algı bölge dışında daha da yüksektir ve bir algı sorununu ortaya koymaktadır. Türk halkının ikinci önemli gerekçesi, % 15,9 ile Suriyelileri kültürel olarak kendilerine yakın hissetmemesi olarak ifade edilmiştir(Erdoğan 2014:40)

İstanbul’da 2014 yılında yapılan bir çalışma ise İstanbulluların Suriyeli sığınmacılarla birlikte yaşamak istemediğini ortaya koymaktadır. Görüşme yapılan vatandaşların %69.3’ü sığınmacıların sadece kamplarda yaşaması gerektiğini, 17.5’i ise şehir dışında belirli bölgelerde kalması gerektiği ifade etmiştir. Görüldüğü gibi halkın neredeyse %87’si sığınmacılarla şehir içinde yaşamasını istememektedir. Yine sığınmacı bir aile ile komşuluk yapmayı normal karşılayanların oranı sadece %24 olarak ölçülmüştür. Suriyelilerle diyalog konusunda da memnunuz sorun yaşamıyoruz diyenlerin oranı sadece %12 dir. Büyük çoğunluk (%45) ilişki kurmadıkları için sorun yaşamadıklarını ifade ederken, %20 sorun çıkardıkları için ilişki kurmaktan kaçındıklarını, %22 ise sorun yaşadıkların ve bu durumdan rahatsız olduklarını ifade etmektedir. Sığınmacıların %51.6’sı ise yerli halkın kendileriyle ilişki kurmadığını söylerken %45 halkı anlayışlı ve yardımsever bulmaktadır. Sığınmacılardan kendilerine anlayışlı davranılmadığını ve sürekli sorun yaşadıklarını ifade edenlerin oranı sadece %3.2 olarak gerçekleşmiştir(İFE, 2014:10,22). Türk halkının sığınmacılara davranışları konusunda kadınların yüksek bir memnuniyet oranına sahip olduğu görülmektedir. Kamp içindeki kadınların yüzde 94’ü, kamp dışındaki kadınların ise yüzde 93’ü Türkiye’deki insanların kendilerine karşı davranışlarını olumlu olarak değerlendirmektedir(AFAD,2014).

İstanbul Beyoğlu’nda yaşayan 243 Suriyeli sığınmacı üzerinde yapılan başka bir çalışmada sığınmacıların Türkiye’de yaşamaktan memnuniyetlerine bakıldığında kadınların erkeklere oranla daha çok, Arapların ise diğer etnik gruplara oranla daha az memnun olduğu görülmektedir. Çalışmaya göre Suriyeli sığınmacıların Türkiye’de yaşamlarını en temelde etnik yapıları etkilemektedir. Buna göre etnik yapıları sığınmacıların yaşadıkları alanların yanında yaşamlarını idame ettirecekleri mesleklerin seçimini bile etkilemektedir. Örneğin Kürt kökenli sığınmacılar genellikle kendi ekonomik düzeylerine yakın bölgeleri seçerken küçük atölye tarzı işletmelerde çalışmaktadırlar. Fakat Arap kökenli sığınmacılar daha çok hizmet sektöründe çalışmaktadırlar. Türkmenler ise meslek olarak seçecekleri alanlar bulamadıklarından hem harabe evlerde yaşamayı tercih etmektedirler hem de dilenerek geçimlerini sağlamaya çalışmaktadırlar(Doğan ve Karakuyu, 2016: 332). (Doğan ve Karakuyu, 2016: 332).

Mardin’de yine sığınmacılar üzerinde gerçekleştirilen bir saha araştırmasında vatandaşlık arzusunun cinsiyet, eğitim düzeyi ve etnik kökene göre farklılaştığı görülmektedir. Katılımcıların üçte ikisinden fazlasının Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak istediği, erkek katılımcıların kadın katılımcılara oranla vatandaş olmayı daha fazla arzuladıkları ve katılımcılar arasında eğitim seviyesi yükseldikçe Türkiye vatandaşı olma arzusunda azalma olduğu tespit edilmiştir. Yine Kürt sığınmacılar Arap sığınmacılara oranla vatandaş olmayı daha fazla istedikleri ortaya çıkmıştır. Kürtlerde oranın daha yüksek olması, Suriye’de vatandaşlık haklarından Araplar kadar faydalanamıyor olmalarına dayandırılmaktadır(Apak, 2015:138). Türk halkı ise Suriyelilere kucak açmakla birlikte, vatandaşlık verilmesi hususunda son derece olumsuz bir görüşe sahiptir. “Sığınmacılar Türkiye vatandaşlığına alınmalıdır” önermesine gelen destek sadece % 10,8’dir. Hiçbir konuda olmadığı kadar bu konuda % 81,7 oranında net bir reddiye söz konusudur(Erdoğan, 2014:41).

Körfez ülkeleri ve Türkiye’de faaliyet yürüten SABR(İstatistik Araştırmaları ve Kamu Politikaları Merkezi) ile Ürdün ve Fas’ta faaliyet yürüten MDN(Middle East Development Network) adlı düşünce kuruluşları tarafından Gaziantep ilinde Suriyelilerin yoğun olarak bulunduğu 12 mahallede 593 Suriyeli sığınmacı ve 552 Türk vatandaşı ile görüşerek gerçekleştirilen Suriyeli-Türk uyumu araştırması sonuçlarına göre Suriyelilerin Türk toplumu ile uyumu konusunda Suriyelilerin karşılaştıkları zorlukların düzeyi ve çocuk sayısı olumsuz faktörler olarak karşımıza çıkarken eğitim düzeyi, Suriyelilerle ilgili yasaları bilme düzeyi ve hizmetlerden memnuniyet olumlu faktörler olarak ortaya konmuştur. Suriyeliler açısından ilişkileri engelleyen en önemli zorluk dil (%42,66) olarak görülmektedir. Türklerin Suriyelileri kabullenmesi konusunda ise Suriyelilerle yaşanmış sorunlar ile ekonomi ve hizmet alanlarındaki etkiler olumsuz faktörler, Suriyelilerin durumuna duyulan sempati, Suriyelilerin olumlu yanlarının bilinmesi ve yaş olumlu faktörler olarak öne çıkmaktadır. Suriyeliler konusunda dile getirilen şikayetler konusunda sokak adabına uymama(%20.80), dilencilik yapma(14.60) ve kiraların yükselmesine neden olma(%12.60) ilk üç sırayı almaktadır(SABR&MDN, 2015).

Toplumun yarısından fazlası Suriyelilerin bir biçimde Türkiye’de kalacağına inanmaktadır. Bu konudaki görüşlerin geneli yansıttığı, bölge ile bölge dışı iller arasında, siyasal partiler arasında ve yaş grupları arasında önemli bir farklılık gözlenmediği de vurgulanmalıdır. Suriyelilerin Türk toplumuna uyum sağlayacaklarına dair beklenti oldukça sınırlı düzeyde kalmaktadır. Türk halkının çok ciddi bir bölümü (% 66,9) Suriyelilerin Türkiye’ye uyum göstereceklerine inanmamaktadır. “Suriyelilerle birlikte nüfusumuzun artması daha güçlü devlet olmamızı sağlayacaktır” şeklindeki önermeye verilen destek % 12,3 gibi çok alt düzeyde kalmıştır. Suriyelilerin Türk nüfusuna yaptığı katkı ile devletin güçleneceği fikrine katılmayanların oranı % 70,6 olarak tespit edilmiştir(Erdoğan, 2014:44)

Sığınmacılarla ilgili algılarda ulusal ve yerel basının etkisi göz ardı edilmemelidir. Sığınmacıların Türkiye’ye gelişiyle birlikte sığınmacılar ile ilgili haberlerin artışı ve sığınma olgusunun artık daha fazla tartışılıyor oluşu önemli kazanımlar olarak kabul edilse de hem ulusal hem de yerel gazetelerde sığınmacılar daha çok yoksullukları ve mağduriyetleri ile yer bulabilmektedir. İşledikleri suçlar (saldırı, hırsızlık, kaçakçılık, fuhuş, taciz) ve suç işlemem potansiyelleri, salgın hastalık tehdidi, yüksek devlet harcamalarına sebep oluşları, dilencilik yapmaları, çadır kentlerde çıkardıkları isyanlar, Suriyeli kadınların kuma haline gelişleri ve bunun bölge halkı üzerindeki psikolojik etkileri, gelişlerinin kira fiyatlarını yükseltmesi ve yasadışı şekilde ucuz işçi olarak tercih edilmeleri şeklinde örneklendirilebilecek sorunlarla ilgili haberler ya azınlıkta kalmakta ya da sınırlı sayıda gazetede yer almaktadır(Erdoğan, 2014:46).

Uyum ve kabulün zorla olmayacağını vurgulayan İltica Göç Araştırma Merkezi Başkanı Metin Çorabatır “Yan yana yaşıyoruz ama bir arada yaşamıyoruz. Kimseyi illa ‘kaynaş’ diye zorlayamayız. Mülteci hukukunda mültecinin de sorumlukları var sığındığı ülkeye karşı. O ülkenin yasalarına uymak zorundalar. Entegrasyon hem ev sahibi toplum için hem mülteci toplumu için çok önemli. Bazı kesimler bağrına basar, bazıları basmaz. Ama herkesin birbirine hukuk düzeyinde saygı duyacağı, kimsenin hak ihlali yapmayacağı bir kabullenme, budur. İlla benim Suriyeli bir arkadaşım olsun ya da bir Suriyeliye ‘illa bir Türk ile dost ol’ deme lüzumu yok” sözleriyle sürecin insan hakları ve hukuka saygı zemininde ele alınması lüzumuna dikkat çekmektedir(IGAM,2016).

SONUÇ

1-)Sığınmacı varlığının yakın vadede Türk toplumuna ekonomik ve sosyal anlamda olumlu katkı sunacağına ilişkin beklenti zayıftır. Türkiye beşeri sermayeyi sosyoekonomik sistemine entegre edebilecek bir göç politikası üretemediği için sığınmacılar içindeki yetişmiş insan gücünü Türkiye’de tutamamaktadır.

2-)Sığınmacı varlığının hem ekonomik hem de sosyal maliyeti konusunda toplumdaki negatif algı gerçekliğin önündedir.

3-)Sığınmacıların varlığı bir taraftan kayıt dışı çalışan yerli işçilerin işlerini kaybetmesine ve ücretlerinin azalmasına, diğer taraftan ise nitelikli yerli iş gücü için daha yüksek ücretli yeni iş imkânları doğmasına neden olmaktadır.

4-)Üretiminde kayıt dışı sığınmacıların istihdam edildiği bazı malların fiyatlarında bölgesel anlamda göreceli bir ucuzlama olsa da sığınmacı yoğun bölgelerde enflasyon ağırlıklı olarak kiralardaki artış nedeniyle Türkiye ortalamasının üzerinde seyretmektedir.

5-)Sığınmacı varlığının en azından bölgesel bazda yabancı yatırım ile dış ticarette artış ve ihtiyaç maddelerine talebin artması nedeniyle ekonomik canlanmaya ve buna dayalı olarak büyümeye pozitif bir etki yaptığı söylenebilir.

6-)Sığınmacı kaynaklı kayıt dışı yabancı yatırım ve sığınmacıların kayıt dışı istihdamı haksız rekabete neden olmaktadır. Çalışma izni konusundaki yeni düzenlemelerin ise asgari ücrete yapılan zam nedeniyle kayıt dışını önleme etkisinin düşük olacağı beklenmektedir.

7-)Sağlık, eğitim ve belediye hizmetlerinde, kurumların kriz öncesi kapasite ve altyapısı krizle birlikte artan talebi karşılayacak ölçüde geliştirilemediğinden sığınmacı yoğun bölgelerde hizmet kalitesi belirgin şekilde kötüleşmiştir.

8-)Sığınmacıların yerleşimleri iyi yönetilemediğinden başta Kilis olmak üzere sınır şehirlerinde demografik dengeler hem etnik anlamda hem de yerli-sığınmacı denklemi anlamında ciddi risk oluşturacak şekilde bozulmuştur.

9-)Sığınmacılar konusunda güvenlik algısının negatif olmasına rağmen sığınmacıların suça karışma oranları henüz tehlikeli boyutlarda olmamakla birlikte bu durumun sürdürülebilirliği birçok hassas değişkene bağlıdır.

10-)Suriye’den sığınmacı olarak gelen dilencilere, normal sığınmacılar içinden katılanlar ve sığınmacı olgusunu istismar eden yerli dilencilerin de eklenmesi ile dilencilik toplumu tedirgin edici boyutlara ulaşmıştır.

11-)Sığınmacı kadınların ikinci eş, küçük yaşta evlilik, taciz ve fuhuş sektöründe çalıştırılmak suretiyle istismarına ilişkin kamuoyundaki haberler abartılı olmakla birlikte göz ardı edilemeyecek boyutta bir gerçekliktir.

12-)Türk toplumunun Suriyeli sığınmacıları kabulüne ilişkin davranışlarının bazı istisnalar dışında evrensel nitelik gösterdiği görülmektedir. Toplumun sığınmacıları kabul düzeyi ve sığınmacıların memnuniyet düzeyi yüksek olmakla birlikte bir kaynaşmadan söz etmek mümkün değildir.

13-)Toplumun sığınmacıları kabulünde etnik kardeşlik, din kardeşliği, tarihsel, kültürel ve coğrafi yakınlık gibi çok dillendirilen faktörlerden ziyade insani yaklaşımların etkili olduğu görülmektedir.

KAYNAKÇA

AFAD.(2016), Afet Raporu/Suriye, www.afad.gov.tr/TR/IcerikDetay1.aspx?ID=16&IcerikID=747, Erişim:08.03.2016

ANADOLU AJANSI(AA). (2016), Suriyeli sığınmacılara elimizden geldiğince yardım sağlamaya çalışıyoruz, http://aa.com.tr/EN/turkiye/suriyeli-siginmacilara-elimizden-geldigince-yardim-saglamaya-calisiyoruz-/531839, Erişim: 06.03.2016

AKGÜNDÜZ, Y. E., BERG, M., HASSİNG, W. (2015), The Impact of Refugee Crises on Firm Dynamics and Internal Migration: Evidence from the Syrian Refugee Crisis in Turkey https://www.aeaweb.org/aea/2016conference/program/retrieve.php?pdfid=775, Erişim:21.02.2015

ACARER, E. (2015), ‘En çok kadın o astsubaya gider’, Cumhuriyet 04.03.2015,

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/226679/_En_cok_kadin_o_astsubaya_gider_.html, Erişim: 29.02.2016

APAK, H.(2015), Suriyeli Göçmenlerin Gelecek Beklentileri: Mardin Örneği, Birey ve

Toplum Bahar 2015 . Cilt 5 . Sayı 9, s.125-142

BAHÇEKAPILI, C., ÇETIN, B. (2015), The Impacts of Forced Migration on Regional

Economies: The Case of Syrian Refugees in Turkey, International Business Research; Vol. 8, No. 9; 2015, Canadian Center of Science and Education., http://dx.doi.org/10.5539/ibr.v8n9p1 Erişim:22.02.2016

CHP. (2015), Hakverdi, Erken Evliliğe Ve Fuhuşa Zorlanan Suriyeli Çocukları Sordu,

https://www.chp.org.tr/Haberler/4/hakverdi-erken-evlilige-ve-fuhusa-zorlanan-suriyeli-cocuklari-sordu-11454.aspx, Erişim: 29.02.2016

DEMİR, O. Ö. (2015), Göç Politikaları,Toplumsal Kaygılar ve Suriyeli Mülteciler, Global Politika ve

Strateji Göç Çalışmaları Merkezi, Analiz 1, 2015

DOĞAN, B., KARAKUYU, M.(2016), Suriyeli Göçmenlerin Sosyoekonomik Ve Sosyokültürel

Özelliklerinin Analizi: İstanbul Beyoğlu Örneği, Marmara Coğrafya Dergisi Sayı: 33, Ocak – 2016, S.302-333

EKONOMİ BAKANLIĞI.(2016), Uluslararası Doğrudan Yatırımlar İstatistikleri,

http://www.ekonomi.gov.tr/portal/faces/home/yatirim/uluslararasiYatirim/uluslararasi-dogrudan-yatirim, Erişim: 26.01.2016

ERDOĞAN, M. (2014), Türkiye’deki Suriyeliler: Toplumsal Kabul Ve Uyum Araştırması, Hacettepe

Üniversitesi Göç Ve Siyaset Araştırmaları Merkezi-Hugo, Kasım 2014

GLOBAL (Global Politika ve Strateji). (2015), GLOBAL Türkiye Toplumsal Eğilimler Anketi, Ankara

Kasım 2015

GİGM.(2016), Göç İstatistikleri-Geçici Koruma, http://www.goc.gov.tr/icerik6/gecici-koruma_363_378_4713_icerik, Erişim:08.03.2016

GÖKÇE H.(2015), Mültecilere harcanan para 8 milyar doları geçti, Dünya Gazetesi 22.10.2015, http://www.dunya.com/toplum/toplumsal-haber/multecilere-harcanan-para-8-milyar-dolari-gecti-278480h.htm, Erişim: 22.02.2016

GÜRSEL, S. (2016), Suriyeli mültecilerin ekonomik etkileri, Zaman 11.02.2016

HÜRRİYET. (2016), Davutoğlu, Londra’daki Suriye konferansında konuştu,

http://www.hurriyet.com.tr/davutoglu-londradaki-suriye-konferansinda-konustu-40049381, Erişim: 05.03.2016

İFE. (2014), Suriyeli Sığınmacılar Raporu İstanbul Örneği, KASIM 2014

İGAM.(2016), İGAM Başkanı Çorabatır: Suriyelilerle yan yanayız ama bir arada yaşamıyoruz, http://www.igamder.org/haberarsivi/igam-baskani-corabatir-suriyelilerle-yan-yanayiz-ama-bir-arada-yasamiyoruz/, Erişim:08.03.2016

IOM.(2016a), Flows Compilation 2015 Overview, http://doe.iom.int/docs/Flows%20Compilation%202015%20Overview.pdf, Erişim:08.03.2016

IOM.(2016b), WEEKLY Flows Compilation No8 03 Mar 2016.pdf, http://doe.iom.int/docs/WEEKLY%20Flows%20Compilation%20No8%2003%20Mar%202016.pdf, Erişim:08.03.2016)

ILO, (2015), Regional dialogue on labour market impact on Syrian refugee crisis in Jordan, Lebanon, Turkey, Iraq and Egypt, ILO Regional Office for Arab States, www.ilo.org/arabstates, Erişim:07.02.2016

IZA(Institute for the Study of Labor- Bonn Germany). (2015), The Impact of Refugee Crises on Host

Labor Markets: The Case of the Syrian Refugee Crisis in Turkey, IZA Discussion Paper No. 8841 February 2015

KARAÇALI, F. (2016), Sığınmacı kadınlara fuhuş yaptıran Suriyeli kadın tutuklandı,

http://www.milliyet.com.tr/siginmaci-kadinlara-fuhus-yaptiran-gundem-2185764/ Erişim: 22.02.2016

KENT GÜNDEMİ. (2016), Suriyeli sığınmacıların eğitimlileri Avrupa’ya gidiyor!

http://www.kentgundemi.net/gundem/suriyeli-siginmacilarin-egitimlileri-avrupa-ya-gidiyor-

KONUK, B. B. Ve TÜMEN, S.(2016), Immigration and Prices: Quasi-Experimental Evidence from Syrian

Refugees in Turkey, Workıng Paper No: 16/01 of Central Bank of the Republic of Turkey, January2016

LAÇİNER, S.(2015), Devlet Yıkan Bir Sorun: Göçler, http://m.haberdar.com/devlet-yikan-bir-sorun-gocler-makale,378.html, Erişim: 20.10.2015

LORDOĞLU, K. ve ASLAN, M. (2015), Beş Sınır Kenti ve İşgücü Piyasalarında Değişim: 2011-2014, Göç

Dergisi Cilt: 2, Sayı: 2, sf. 249 – 267

MAZLUMDER.(2014), Kamp Dışında Yaşayan Suriyeli Kadın Sığınmacılar Raporu, Mayıs 2014

MİLLİYET.(2015), Mülteci çocuklara cinsel istismar, kamplara kadar girdi, http://www.milliyet.com.tr/-multeci-cocuklara-cinsel-gundem-2163267/ Erişim:22.02.2016

MPRA.(2015), The Impact of Syrian Refugees on Natives’ Labor Market Outcomes in Turkey: Evidence

from a Quasi-Experimental Design, MPRA Paper No. 61503, posted 23. January 2015, https://mpra.ub.uni-muenchen.de/61503/, Erişim: 08.03.2016

ORSAM. (2015a), Suriyeli Mültecilerin Türkiye’ye Ekonomik Etkileri: Sentetik Bir Modelleme,

Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM), Rapor No: 196, Ocak 2015

ORSAM&TESEV. (2015), Suriyeli Sığınmacıların Türkiye’ye Etkileri, Ortadoğu Stratejik Araştırmalar

Merkezi (ORSAM), Rapor No: 195, Ocak 2015

PAKSOY, H. M., KOÇARSLAN, H., KILINÇ, Erhan., TURAN, A. (2015), Suriyelilerin Ekonomik Etkisi: Kilis

İli Örneği, Birey ve Toplum Bahar 2015 . Cilt 5 . Sayı 9, s. 143-173

PAR, H.(2014), Türkiye’deki Suriyeli Sığınmacıların Geleceği İle İlgili 2 Zıt Görüş, Haber Türk 30 Kasım

2014

PHİLİPS, M. (2016), The Effects of Syrian refugees on Jordan’s Economy: A Critical Case Study, A

Master’s Project Submitted to The American University in Cairo School of Global Affairs and Public Policy, February/2016

SABR&MDN. (2015), Suriyeli-Türk Uyumu – Gaziantep’teki Suriyelilerin ve Türklerin Uyumu

Araştırması, 16 Şubat 2015

SÖZCÜ. (2016), Suriyeli mülteciler büyümeyi pozitif etkiliyor,

http://www.sozcu.com.tr/2016/ekonomi/10-suriyeli-6-turk-vatandasini-issiz-birakiyor-

Erişim:20.02.16

TAŞTEKİN, F. (2015), Misafirimdin, şantajda kartım oldun!, Radikal 20.10.2015,

http://www.radikal.com.tr/yazarlar/fehim-tastekin/misafirimdin-santajda-kartim-oldun-1455200/, Erişim: 21.10.2015

THE GERMAN MARSHALL FUND(GMF). (2014a), Transatlantic Trends, Key Findings 2014

THE GERMAN MARSHALL FUND(GMF). (2014b), Transatlantic Trends, Mobılıty, Mıgratıon And

Integratıon Key Fındıngs From 2014 And Selected Hıghlıghts From Transatlantıc Trends And Transatlantıc Trends: Immıgratıon 2008-13

THE GERMAN MARSHALL FUND(GMF). (2015), Türkiye’nin Algıları Araştırması 2015

TUİK. (2016a), Evlenme Boşanma İstatistikleri 2015,

http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=21515

TÜİK. (2016b), Tüketici Fiyat Endeksi, Şubat 2016,

http://www.tuik.gov.tr/HbGetirHTML.do?id=21686

TUNÇ, A. Ş.(2015), Mülteci Davranışı Ve Toplumsal Etkileri: Türkiye’deki Suriyelilere İlişkin Bir

Değerlendirme, Tesam Akademi Dergisi Temmuz – 2015. 2 (2), S. 29 – 6

WORLD BANK GROUP. (2015), The Impact of Syrians Refugees on the Turkish Labor Market, Policy

Research Working Paper 7402, Social Protection and Labor Global Practice Group August 2015

ONLİNE HABER SİTELERİ

http://www.kayserigundem.com/kayseri/suriyeliler-ara-eleman-acigini-kapatiyor-h16362.html,

Erişim:08.03.2016

http://www.yeniakit.com.tr/haber/turkiyede-egitim-alan-suriyeli-cocuklarin-sayisi-aciklandi-126570.html, Erişim:08.03.2016

http://www.mansetkocaeli.com/kategori/guncel/haber/dilenenlerin-cogu-suriyeli-degil/88180, Erişim: 10.03.2016

http://vanakhaber.com/haber_detay.asp?haberID=6293, Erişim:10.032016

This entry was posted in Blog and tagged . Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir