S

Sınırdan kim girecek, dışarıda kim kalacak?

Alkole ve bastuya (bir çeşit sauna) olan düşkünlükleri ile tanınan Finlilere dair bir anekdot işimi görür galiba:

Anttii ve Perkki, ellerinde kaçıncı şişeleri olduğunu bilmediğimiz, bilmek de istemeyeceğimiz (*) biraları ile bastuda oturup domuz gibi terlemektedirler. Anttii , bir yandan kılsız göğsünü yumruklarken bir yandan peltek peltek böğürmeye başlar:

“O kadar zenginim ki, bu bastuyu, hatta mahalleyi, istersem tüm Helsinki’yi, yetmedi Finlandiya’yı satın alırım.”

Perkki, destek almak için yana attığı kolu boşta kalıp takım taklavat cascavlak açıkta kalacak şekilde yere yuvarlanmadan önce öğürtüyle karışık cevabı yetiştirir:

“Ağır ol düdük! Bakalım satacak mıyım?”

Anttii ve Perkki’yi tanıdınız az çok. Şimdi size nasıl insanlar bunlar diye sorsam, iki farklı şekilde cevap verebilirsiniz. İkisi de yanlış olmaz. Bir: Hayatları yalan, dolan, atmasyon. İki: İyimserlikten ölecekler. Pozitif çocuklar. Kusmuklarını başkalarına temizletmeseler…

Aynı şekil: Ahbap çavuşları, Batı Avrupa mülteci politikasındaki iki ana akım görüşün temsilcileri olarak düşünebilirsiniz. Ana akımın bir kolu, dünyanın tüm vatandaşlarının istedikleri zaman istedikleri gibi ülke değiştirmelerinin (yani açık sınırların), evrensel bir insan hakkı olduğu görüşünü savunurken, diğer kolu da Suriye’den kaçan doktor ve mühendislerin vardıkları yeni ülkelerinde çalışıp kazanıp vergi ödeyerek ihtiyar Avrupalılara emeklilikte bakacakları iddiasını taşıyordu.

Sorun şu ki, açık sınırlar ile Avrupa’nın şu pek övülen “yeniden ve adil bölüşüme dayanan sosyal refah sistemi” bir arada işlemiyor. Kapsamlı bir sosyal refah sistemi, baştan aşağıya bir ulus devlet projesi. Sınırlardan içeri kim girecek, dışarıda kim kalacak, bu konuda son derece ince eleyip sık dokumak mecburiyetiniz var. Bazılarınızın hoşuna gitmeyecek ve kabullenmekte zorlanacaksınız ama ben yine de söyleyeyim: Amerikalılar, “biz bu son başkanı zaten hiç beğenmedik ama ülkemizdeki sistemi de öteden beri pek tutmuyoruz. Gelin siz bu işi 50’lerde, 60’larda İskandinavya’da nasıl yaptıysanız, burada da bize öyle yapın bırakın” deselerdi, sosyal devlet kurmakta uzman İskandinav ekibin yapacağı ilk iş Meksika sınırına kocaman ve geçilmez bir duvar çekmek olurdu. Gelin görün ki Perkki -ya da sol cenah diyelim, bunu idrak etmekte bir hayli zorlanıyor.

Anttii’ye, yani liberallere gelirsek, onlar da ihtiyar Avrupalıların emekli maaşlarını, çalışıp ödeyecekleri vergilerle finanse edecek genç ve eğitimli iş gücüne kucak açtıklarını zannederken feci şekilde yanıldılar. Birincisi, Avrupa’nın bilek gücü ile yapılacak işlere ve vasıfsız iş gücüne ihtiyacı yoktu. O fabrikaların hepsi Asya’ya gideli bir hayli oldu. Uzman iş gücü mü? Doğrusunu söylemek gerekirse Avrupa’ya sağ salim varan teknelerden pek mühendis ve doktor çıkmadı. Tek tük çıkanların hepsinin hikayesini gazeteler heyecanla baskıya girdi, onları okudunuz zaten. Aralarında şöylesi var böylesi var denilen Suriyelilerin suçu da değil bu tamamen. Çünkü mesela geçen ay İsveç’in sınır kapısında bitip mülteci statüsü almak için başvurularını bırakanların sadece yüzde 13’ü Suriye’den geliyordu. Diğer yüzde 87’nin kimlikleri onların Afganistan, Gana, Somali, Arnavutluk, Fas gibi ülkelerden geldiklerini gösteriyor.

Özellikle Fas dikkat çekici: İsveçli seyahat acentaları bugün Stockholm’ün çocuklu ailelerine Fas’ta güneş ve deniz tatili satıyor. İsveçliler Fas’ı çocuklarıyla tatile gidecek kadar güvenli bulurken Faslıların kendi ülkelerini güvenli bulmayıp İsveç’e sığınmalarını bir hayli şaşırtıcı mı buldunuz? Göç ekonomisti Paul Collier’in (1 ve 2) Exodus – Göç, Dünyamızı Nasıl Değiştiriyor adlı kitabını okumadığınızdandır. Collier’e göre mülteci ve göçmen ayrımını eskisi kadar kolay yapamayız. Çünkü zengin Batı, sadece savaştan kaçan mültecilerin değil, gelişmekte olan ülkelerden kalkıp yaşam standartlarını yükseltmek üzere yola çıkan göçmenlerin de hedefi. Ancak göçmenlik hâlâ kağıt üzerinde de olsa şartlara bağlı. Bu yüzden Batı’nın kapısını çalan herkes mülteci olmaya bakıyor.

Birleşmiş Milletler’e sorarsak, dünyada mülteci statüsüne giren 60 milyon insan var. Collier bunun üzerine şu çarpıcı bilgiyi koyuyor: Yaşam standartlarını yükseltmek üzere harekete geçmiş veya her an harekete geçebilecek, ülke ve hatta kıta değiştirmeye hazır 700 milyon insan var. Yavaş da olsa gelişmekte olan bu ülkelerdeki insanlar, artık maddi imkânlara ve teknolojik araç gereçlere sahip oldukları için insan kaçakçılarının da yardımlarıyla uzun ve tehlikeli yolculuklara çıkabiliyorlar. Hepsi değil tabii. Kaynaklara sahip olanları. Fırsatı yaratabilenleri. Geride kalanlar ise en eğitimsizler, en fakirler, kadınlar, çocuklar.

Batı’ya varanlarla geride kalanlara dair çok çarpıcı ve bir o kadar da üzücü bir bilgi vereyim: 2015 yılında İsveç’e mültecilik başvurusu yapan 160 bin kişinin yemesi, içmesi, barınması için ülkenin 2016 bütçesinde belirlediği rakam 70 milyar kron. Bu meblağ, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nin (UNHRC) tüm dünyadaki 60 milyon mülteciye yardım etmek için ayırdığı yıllık bütçesinin yaklaşık 2 katı. İyice anladınız değil mi? En az yarısı mülteci olmayan 160 bin “şanslı” kişi için İsveç’in ayırdığı bütçe, geride kalan 60 milyon mültecinin yemek, çadır, aşı olarak ihtiyaç duyduğu kaynakların iki katına tekabül ediyor. Batı Avrupa ülkesiyseniz, paranız varsa, mümkün olan en yüksek meblağı harcayıp mümkün olan en fazla sayıda insanı ölümden kurtaracaksanız, ülkenize mülteci almak yapacağınız en iyi şey değil gibi görünüyor.

Çözümleri ideal olanda değil, kötünün iyisinde aramak daha gerçekçi olabilir, daha fazla can kurtarabilir. Avustralya modeli, gittikçe daha ciddi bir alternatif olarak Avrupa’nın aklına girmeye başlayacak. Emin olabilirsiniz. (3)

Kaynaklar:

1. The man who made it OK to talk about immigration

2. Book review: Exodus: Immigration and Multiculturalism in the 21st Century, By Paul Collier

3. Avustralya, kaçak göçmenleri caydırmak için başlattığı yeni bir kampanya ile gündemde

* Enteresan bilgi: Finlandiya’da 2005 yılında yapılan bir araştırmaya göre erkekler arasında en yaygın ölüm sebebi alkol ile ilintili rahatsızlıklardı. Kalp ve damar hastalıklarından ölen Finlandiyalı erkeklerin oranı yüzde 16;6 iken alkol bağlantılı ölümler yüzde 17,7’yi buluyordu. Yine resmi istatistiklere göre 45-59 yaş arası erkeklerin yarıya yakının ölüm sebebi alkoldür. Finlandiya’da kişi başına yılda 10,5 litre saf alkol tüketilir. Şarabı ve birayı bunun üzerine ekleyin.

Categories

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *