Şimdi çocuğunuzu yavaşça yere bırakın

Evlenmeden önce çocuk yetiştirmeye dair altı farklı teorim vardı. Şimdi altı çocuğum var. Herhangi bir teorim yok – John Wilmot, İngiliz şair (1647-1680)

Stratejik olarak benim açımdan bir hata olabilir bu yazı. Bir yerde ilk defa yazmaya başlayacaksanız seçtiğiniz konu üzerinde kamuoyunda mutabakat sağlanmış olması sizin için daha emniyetli. Oysa daha bu yazıyı redaksiyona göndermeden önce konusunu kime açtıysam “hadi ordan, hiç olur mu, onda bir yanlışlık var, saçma, kesinlikle öyle bir şey olamaz” gibi tepkilerle karşılaştım. En ısrarlı karşı çıkış tam da beklediğim gibi valide hanımdan geldi.

Duvar’da yazacağımı duyunca tebrik etmişti. İlk yazının konusu ne olacak diye sordu: Ailelerin, çocukların yetişmesinde etkisi yok, dedim. Konu bu ve elimde çok sağlam deliller var, diye de ekledim. Yetiştirme tarzı ve çocuklar için yapılan fedakarlıklar sanıldığı kadar önemli değil. Birinci derecede genlerimizden devraldığımız miras önemli. Sonra ev dışındaki çevresel faktörler. Yani arkadaşlar, mahalle, okul vs. Anlaşamadık. Ve pazarlık başladı. Minik tartışmamız, çalan telefonla bir daha açılmamak üzere kesilmeden önce ailenin öneminin kişilik ve karakter gelişiminde en az yüzde 60 oranında etkinliği olacağını iddia ediyordu. Neye dayanarak bu oranda karar kıldığını bilmiyorum. Tahminim, sadece öyle hissetti. Aslında hoş tabii. Demek beni beğeniyor ki yetişmem üzerindeki payını bu oranın altına bırakmaya razı olmuyor.

Daha alttan alırdım ama bilim izin vermiyor. Sanılanın ve iddia edilenin aksine bilim, tüm kişisel ve davranışsal özelliklerin/farklılıkların kalıtsal olduğu konusunda net. (1)

Sayısız çalışma var bu konuda ve yazının sonunda bazılarına referans bulacaksınız. Ancak en çarpıcı olanı, 39 ülkede, 14 milyon ikizi kapsayan ve son 50 yılın çalışmalarını derleyen bir meta çalışma. Araştırmacıların bulduklarını özetliyorum:

“Araştırmalar sonucunda bütün karakter ve kişilik özelliklerinin çok büyük oranda kalıtsal olduğu konusunda oldukça ikna edici bulgulara rastladık. Bir tek özellik bile yoktu ki kalıtsallığın rolü sıfır olsun. Ancak kişilik ve karakter özelliklerinin üçte ikisinde ailelerin rolü neredeyse sıfırdı.”

İkizler üzerindeki çalışmalar önemlidir. Çünkü tek yumurta ikizleri birbirlerine tıpatıp benzerler. Eğer bu ikizleri ayırıp yetiştikleri çevreleri farklılaştırırsanız, özellik ve farklılıklarının kalıtsal mı yoksa çevresel faktörlere mi dayandığını bulabilirsiniz. 39 ülkede 14 milyon ikiz üzerinde 50 yıl boyunca yapılan araştırmalar, farklı evlerde büyüyen ikizlerin aynı evlerde büyüyen ikizlerden farklı olmadıklarını gösteriyor. Benzer sonuçlar biyolojik çocuklar ve evlatlık edinilen çocuklar arasında yapılan araştırmalarda da ortaya konuluyor. Aynı evde yetiştirilen evlatlık ve biyolojik çocuklar büyüdüklerinde farklı kişilik özelliklerine sahip oluyorlar.

Altını kalınca çizmekte fayda var. Kalıtsallık tek başına belirleyici değil. Çevre faktörleri de bir o kadar önemli rol oynuyor, doğru. Ancak çevre faktörleri içinde ailenin etkisi ya sıfıra yakın, ya da hiç yok.

Bakın, başta hemen itiraz ettiniz ama çocuk sahibi olanlarınız tüm çıplaklığı ile gözlemlemiş olmalılar; çocuklar büyüklerini değil, kendi cinsiyetlerinden akranlarını örnek alır, onlara öykünür. Bahse girerim, aranızda çocuksuz ve yaşı 30’dan yukarı olanlar fidget spinner’ın (stres çarkı) ne olduğundan habersizdir. Orta parmak ile baş parmak arasına sıkıştırılarak döndürülen bir alet bu. Yan binadaki okula giden çocukların elinde görüp sordum. Söylediler. Stres gideriyormuş. Bak sen! 6-7 yaşında insan yavruları bunlar. Yani siz de fidget spinner’ın ne olduğunu biliyorsanız, bunu büyük ihtimalle çocuğunuz size öğretmiştir. Kılık, kıyafet, oyuncak, yapılacak spor dalının ve çalınacak enstrümanın seçimi. Bunlar üzerindeki etkiniz ya sınırlı, ya hiç yok.

Korkutucu belki. Ama kültür, ebeveynlerden çocuklara değil, çocuklardan çocuklara aktarılıyor. Hatta televizyon bile değil, bugün YouTube’dur çocuklar arasında yayılan trendlerin yaratıcısı. Bir düşünün; çocuklar arasında popüler olan hangi akımın, hangi kıyafetin, hangi müzik parçasının yaratıcısı siz olabilirdiniz? Çoğu, saçma bulduğunuz şeyler. Yalnız da değilsiniz. Diğer ebeveynler de aşağı yukarı sizin gibi düşünüyor.

Aranızda belli bir süre yurt dışında bulunmuş, oralarda yaşamış olanlar varsa, hiçbir araştırma ve çalışmaya dayanmaksızın çıplak gözle tespit etmişlerdir: Göçmen çocukları, yeni ülkelerinin dilini ana babalarının kırdığı gibi kırmazlar. Göçmenlerin yoğun olduğu banliyölerde oturuyorlarsa o banliyölerin sokaklarında, parklarında, meydanlarında yine göçmen çocuklarının ürettiği o derme çatma, karma dili konuşurlar. Beyaz Avrupalıların mahallesinde minik azınlıklar olarak yaşayan göçmenlerin çocukları ise ülkenin dilini beyaz Avrupalı çocuklar gibi konuşurlar.

Sağlıklı yemek yeme alışkanlığı, spor yapma alışkanlığı. Bunları çocuklarınıza vermek istemiştiniz. Tüm bunları yapılması tercih edilen seçimler olarak düşünüyordunuz. Oysa çocuğunuza aktarabileceğiniz sadece genleriniz vasıtasıyla obezlik veya fit vücudunuz. Aslında siz de biliyorsunuz evin dışındaki çevrenin önemini. Çocuğunuzu göndereceğiniz okulun seçimine bu yüzden önem verdiniz. Bunun için o siteden ev aldınız. Hemen yanınızdaki okula değil de her gün getir götürüyle yollarda iki saat kaybedeceğiniz öbür okula verdiniz. Finlandiya’da yapılan bir çalışma tüm bu imkanları yaratabilmek için gerekli olan ekonomik güce sahip olmanın önemli ölçüde genetik faktörlere bağlı olduğunu ortaya koyuyor. (4)

Katılıyorum. Can sıkıcı bilgiler bunlar. İnsanların bu bilgiler karşısında ayak diremesini de anlayabiliriz. Bir kere sol görüşlüyseniz, eşitlik idealinizi ütopyaya doğru birkaç adım daha iteliyor. Toplumsal kurumları ve normları yerle bir edip tekrardan inşa etseniz bile mutlak eşitliğe hiçbir zaman ulaşamayacağınızın tasdikli belgesi. Liberalseniz, iddia edegeldiğinizin aksine, hayatınızın alacağı yönü hür iradeniz ile yaptığınız seçimler belirlemiyor.

Ama gelin iyi noktalara odaklanalım biz yine. Bir kere aile, çok şükür genetikten ve bilimden fazlası. Nasıl bir anne baba olduğunuzun önemi yok diye bu yazıyı okuduktan hemen sonra alkol ve uyuşturucuya başlamanız gerekmiyor. Seksi saymadım. Onu bırakalı zaten olmuştur bir hayli sanıyorum. Ama işte onun da sebebi, günde 10 saat çalıştıktan sonra akşamları ve hafta sonları çocuklarınızı piyano kursu ile basket antrenmanı arasında histerik bir biçimde taşırken içinizde kalan hayat enerjisinin son damlalarını tüketmek olabilir. O yüzden bu araştırmaların sonuçlarını bu tempoda bir ebeveynliğin çok da gerekli olmadığı konusunda kendinizi ikna ederken kullanabilirsiniz mesela. Sonra yine mesela, ebeveynlik endüstrisi 2013 yılında sadece Amerika’da 23 milyar dolar ciro yapmış. İnanın bu endüstrinin içine nelerin girdiğini kestirmekte zorlanıyorum. Ama sadece Amazon.com’da ebeveynlere nasıl çocuk yetiştireceklerini öğreten İngilizce kitap sayısının bugün itibarı ile 73 bin 543 olduğunu söyleyebilirim. Belki biraz sakinleşmeniz gerekiyor. Soluklanın. Çocukları arkadaşları büyütüyor zaten. Seçebiliyorsanız, arkadaşlarını seçmeye gayret edin. Bir de YouTube’da abone oldukları kanalları kontrol etmeyi ihmal etmeyin. Sonra arkanıza yaslanıp biraz da kendi hayatınızı yaşayın.

KAYNAKLAR

1. Polderman, T. J., Benyamin, B., de Leeuw, C. A., Sullivan, P. F., van Bochoven, A., Visscher, P. M., & Posthuma, D. (2015). Meta-analysis of the heritability of human traits based on fifty years of twin studies. Nature genetics, 47, 702–70.

2. Three Laws of Behavior Genetics and What They Mean 

3. The Nurture Assumption – Why Children Turn Out The Way They Do: Judith Rich Harris 

4. Heritability of Lifetime Income

5. Strong Genetic Influence on a UK Nationwide Test of Educational Achievement at the End of Compulsory Education at Age 16 

6. Kevin Hakkında Konuşmalıyız 

7. We Need to Talk About Kevin, Genetics of Postnatal Depression and Puerperal Psychosis

Hiçbir yazıyı kaçırmamak için
Listeye katılayım