≡ Menu

Fransa radikal islâmcılara teslim olursa

Dün Paris’i yine radikal İslamcılar vurdu. 2015’in 7 Ocak’ında Charlie Hebdo çizerlerinin öldürülmesi ile başlayan İslamcı terörün kıskacı Fransa’yı herhangi bir Batı ülkesinden çok daha fazla boğuyor. Düşerse Batı, ilk Fransa düşecek. Yarın ise seçim günü.

C

harlie Hebdo’dan bu yana geçen 2,5 senede kafası cemaatinin önünde gövdesinden ayrılan rahipler, Nice’de üzerinden kamyonla geçilen çocuklar ve Bataclan katliamını gördü Fransa. Tüm bunlara rağmen Le Pen’in kazanmasına kesin gözü ile bakamıyor analizciler. Fransa’nın radikalizmin bir diğer ucuna, aşırı sağa kaymayacağı görüşünde olanların sayısı hiç az değil. Fakat öngörülebilenlerden yola çıkıp seçim analizi yapmak sıkıcı insanların işi. Gelin biz biraz daha yaratıcı olmaya çalışalım.

Düşünülmezi düşünelim. İslamcı terörle mücadele şart mı? Usulca ve sadece teslim olamaz mıyız? İtaat edemez miyiz? Uygarlıklar savaşının galip tarafının beraberinde getireceği yeni düzen ve yaşam biçimi ne kadar kötü olabilir? Medeniyetin beşiğinde çocukların bağırsaklarının karınlarından asfaltlara fırlaması önlenebilecekse? Yanlış zamanda yanlış yerde bulunanların kafaları gövdelerinden ayrılmayacaksa? Tüm bunlara değmez mi?

“Hadi ordan” dediğinizi duydum. Fakat bu senaryo üzerinde kafa patlatan ilk kişinin ben olmadığımı söylemeliyim. Fransa’nın yetiştirdiği önemli yazarlardan Michel Houellebecq de aynı sorunun izinden gidiyor. Büyük sükse yapan son romanı Soumission (Teslimiyet)’in teması bu. Teslimiyet ile ilgili en çarpıcı detaylardan bir tanesi, romanın kitapçıların raflarında yer aldığı ilk günün 7 Ocak 2015’e, yani Charlie Hebdo katliamına denk gelmesi.

Tipik Houellebecq. Öyle değil de böyle olabilirdi. Bu mümkündü. Olsaydı ne olurdu sorusuna cevap arıyor bu romanında.

Teslimiyet, 2022 Fransa seçimlerinin hemen öncesinden başlıyor hikâyesine. Houellebecq’in kahramanı Fransua, üniversitede Joris Karl Huysmans üzerine dersler vermekte olan orta yaşlı bir akademisyendir. Hayatta bir türlü derin bir anlam bulamayan Fransua, yıllarca mutluluğu öğrencilerini baştan çıkarmakta aramış, fakat bundan da son zamanlarda pek tatmin olmamaya başlamıştır. İşte tam bu dönemde sadece Fransua’nın dünyasını değil, tüm Fransa’yı değiştirecek bir olay gerçekleşir. Fransa seçimlere gitmektedir. Le Pen ilk turda %30 oy almış ve onu %20 oy oranı ile takip eden Müslüman Kardeşler’in adayı, ılımlı islamcı Mohammed Ben Abbes’e karşı avantaj sağlamıştır. Liberaller ve sosyalistler ilk turun kaybedenleridir. Ancak ikinci turda entelektüellerinin önderliğinde Fransız halkı aşırı sağa prim vermek istemez ve Marine Le Pen’in seçilme tehlikesine karşı Ben Abbes’i destekler. Böylelikle İslamcılar ikinci turdan seçimin galibi olarak çıkar.

Yeni hükûmetin ilk icraatlarından biri, aralarında Fransua’nın kız arkadaşının da bulunduğu yahudilerin Fransa’dan gönderilmesidir. Duygusal dünyası uzunca süredir sert bir kabukla örtülü olan Fransua’yı bu durum pek de üzmez. Üzülmemesine kendi de şaşırır Fransua. Etrafına bakar. Artık erkekler dört kadın alabilmektedir. Kendisiyle beraber diğer profesör arkadaşlarının maaşları arttırılmış, üniversitedeki işlerine devam etmeleri garanti altına alınmıştır. Sorbonne’un sonradan müslümanlığa geçmiş yeni rektörü, hristiyanlığın artık Batı’ya verebilecek bir şeyi olmadığını, İslam’ın ise bu coğrafyada tekrar çiçek açtığını söyleyip durmaktadır. Yeni hükûmet aynı zamanda sosyal refah devletinin ancak kapitalizmle mümkün olabileceğini idrak etmişe de benzemektedir. Dolayısıyla iş dünyası da yeni iktidardan olumlu sinyaller almış, değişime direnç göstermemiştir.

Eğer bütün bu köklü değişimler arasında illa can sıkıcı bir şey arayacaksak, o da kadınların tesettüre girmeleridir Fransua’ya göre. Artık Paris sokaklarında kısa etekler, güzel bacaklar ve dar kıyafetlerin ortaya koyduğu vücut hatlarını görmek mümkün değildir. Ama belki bu da zamanla rahatsız etmeyecektir Fransua’yı. Entelektüelliği bütün yaşamı boyunca hristiyanlıkla arasına mesafe koymasına neden olmuştur profesörün. Ancak İslam yenidir, gençtir, heyecanlıdır.

Hiç kuşkusuz Michel Houellebecq bir islamofob. Ancak islam, Teslimiyet’in ana konusu, temel davası değil. Hollabecq bu romanında liberallerle, sosyalistlerle, medyayla, akademiyle hesaplaşıyor. Satiri kullanarak kullanışlı aptallarla dövüşüyor.

[related-post id=”374″]

Fransız karikatüristler masaları başında vahşice katledildikleri gün Fransız gazeteciler romanın tanıtımı için düzenlenen basın toplantısında Houellebecq’e Teslimiyet’in islamofobik olup olmadığını soruyordu. Oysa Teslimiyet’in konusu islam değil, kendilerinin de bir parçası olan Elit tabakanın ta kendisiydi.

Yarın Fransa’da sandıklarından ne çıkacağını bilmiyoruz. Her şeyi bilen analizciler belki bu sefer hakldıırlar. Marine Le Pen kazanamaz. Ama zaten Houellebecq de 2022 demişti. Belki Fransa’nın teslim olmadan önce biraz daha ceset görmesi gerekiyor sokaklarında.

Bir umut, kullanışlı aptalları ikna edebilmek. Fakat kimse bunun nasıl olacağını bilemiyor şimdilik.

  • [0] Wikipedia Michel Houellebecq
  • [1] The Guardian Soumission by Michel Houellebecq review – France in 2022
  • [2] NyBooks Slouching Towards Mecca
  • [3] Euronews Houellebecq’in Tartışmalı Kitabı Raflarda
  • [4] The Guardian Michel Houellebecq: ‘Am I Islamophobic? Probably, yes’
{ 0 comments… add one }

Leave a Comment