≡ Menu

Ya kaka ya kas

Bir kadına sahip olmak ister misin diye bir soru hiç almadım bugüne kadar. O yüzden kendi kendime sorayım. Bir kadına sahip olmak ister miyim?

Sahip olmakla neyi kastettiğime bağlı bu. Mahzen veya depo falan gibi bir yerim var da kadını orada kalorifer peteğine zincirle bağlayacaksam, suyunu ekmeğini verip arada keyfim geldikçe gümbür gümbür, bağırta çağırta, ağlata zırlata öpeceksem? Ve tüm bunları yaparken rimeli maskarası gözyaşlarına karışıp yanaklarına süzülecekse?

İtiraf edeyim, düşünmesi bile iç gıcıklayıcı. Denenebilir. Tekliflere açığım. Ben böyle bir muameleyi kabul ederim, isterim, aradığım ilişki bu, sen bana sahip ol, ben sana ait olayım diyen biri varsa hemen bir mail atsın, bir şeyler yapsın. Hiç vakit kaybetmeden.

Ama yok, sahip olmaktan kasıt bu değil de bir köpek yavrusuna sahip olmakla eş anlam taşıyorsa; yani o kadına bakmam etmem, kendime muhtaç kılmam, yolumu gözletmem, kakaya çişe çıkarmam falan bekleniyorsa… Öyle bir sahip oluş istemem. Hanımlar ne ister, nasıl ister bilmiyorum tabii.

Yalnız kaka çiş deyince, bilmem hatırlar mısınız; Cem Yılmaz ilk ünlü olduğu sıralar yaptığı şovlarda restorana yemeğe giden genç bir çifti canlandırıyordu sahnede. Kız bir ara masadan kalkıp tuvalete gidecekti ama niyeyse yalnız gidemiyordu. Yakın zamanda kocası olacak erkek arkadaşı Ferhat da onunla beraber tuvalete gitmek ve o kakasını yapana kadar kapıda beklemek zorundaydı. Kız böyle olsun istiyordu. Yoksa dudaklarını büzerek küsüyordu. “Ferhat yaaa, beni lütfen tuvalete götürür müsüünn?”.

Cem Yılmaz kısa zamanda Ferrari, yat, uçak alabildiğine göre bir hayli fazla sayıda insan onun anlattıklarında kendini bulmuş olmalı. Ana akım olup çoğunluğun damarına vurmadan parayı yakalayamazsın çünkü.

II

Amerika’dan dönerken uçakta acil çıkışın oradaki koltuklarda, favorim olan koridor tarafında yer tutmayı başarabildim. Çok rahat bir yolculuk yapacağımı umarken yanıma iki kadın oturdu. Biri 8 yıldır Texas’ta yaşayan Ukraynalı bir kadın. 30’lu yaşlarda. Öbürü de bu kadını ziyarete gelen annesi. İyi güzel, nazikler de falan ama… İstekleri hiç bitmedi.

– Çantamı yukarı koymama yardımcı olur musunuz?
– İçinde bir şey unuttum da, çantamı indirmeme yardımcı olur musunuz?
– Televizyonun kulaklığı nerde?
– Koltuğumu ayarlamama yardımcı olabilir misiniz?
– Yemek masası nasıl açılıyor?

Bu yemek masası çok uğraştırdı bizi. Koltuğun dirsek dayama yerinden çıkan şu masa hani. Bilmezsiniz tabii ama ben de öyle bir insanım ki, o yemeği ben yiyecek olsam ve masayı iki zorlamada açamasam yemekten vazgeçer, minik poşet fıstıklarla ve suyla yetinirim. Şimdi kendimi elin Ukraynalısı zıkkım yiyecek diye masa açmaya çalışırken buluyorum. Zorla, zorla, ittir, çek, vur, tekrar zorla… 10 dakika falan uğraştım. Neyse açıldı. Bu başladı övgülere ve tebriklere. Yok güçlü erkek lazımdı tabii, yok sen olmasaydın biz aç kalacaktık falan filan. Afiyet olsun dedim. Kafamı kitabıma gömdüm. Gülüyorum şimdi ama gerçekten sinir bozucuydu benim için. Resmen bana sonsuzluk kadar uzun gelen bir 10 dakika boyunca 4 tane göz bana dikildi, erkekliğim sınandı. Bunu bariz bir şekilde hissettim. Ve bu duyguya son derece yabancı olduğumu da söylemeliyim. Neredeyse bütün yetişkinlik hayatım İsveç’te geçti. Böyle bir baskı yaşamadım ben. Hiçbir kadından böyle bir muamele görmedim hayatımda. Yoktur bizim oralarda.

İşin asıl ilginç tarafına geliyorum şimdi. Daha dün bilimsel bir araştırma çarptı gözüme. Diyor ki;

hem hayvanlar aleminde hem de insanlarda salgın, açlık, şiddet ve savaştan muzdarip olan topluluklarda erkek ve dişiler tektipleşir, çiftleşme tercihlerinde de tektiplere yönelirler. Yani kadınlar feminenleşir ve maskülen erkekleri seçerler, erkekler de maskülenleşir ve feminen kadınlara yönelirler.

Ne dedi duydunuz mu? Salgın, açlık, şiddet ve savaştan muzdarip…. Hindistan’ı Pakistan’ı falan görmedim ama gördüklerim arasında en çok Rusya ve Doğu Bloku’na uyuyor bu. Sanırım parçaları yerine oturtuyorum şimdi. Bu hem uçakta yaşadıklarımı, hem de Antalya’da her şey dahil tatil yaptığınız otelde akşam yemeğine inen Rus kadınların porno yıldızları gibi giyinirken erkeklerinin de görünüş ve davranış olarak ayıya benzemesini izah edebiliyor. Aynı zamanda İsveçli erkeklerin neredeyse kadınsı bir güzelliğe sahip yüz hatları olmasını. Ve böyle erkeklere Türkiye’de ayrıcalıklı sınıfa dahil kadınlar tarafından hayranlıkla bakılmasını.

III

Darwin’in “The descent of man, and Selection in relation to sex”ine bakarsanız “kuş” kelimesi 138 defa geçer. Darwin bu eserinde kuşların şakımasına 10, insanın yaptığı müziğe ise 6 sayfa ayırmıştır.

Ve Darwin, bazı erkek kuşların çiftleşme döneminde şakımaktan bitap düşüp öldüklerini gözlemlemişti. Son nefesine kadar şakıdıktan sonra konduğu daldan küt diye yere düşen erkek kuşun sesi berbat olmalı. Öyle ya; hiçbir dişi kuşa kendini beğendiremedi. Fakat ölene kadar denedi.  Ve genlerini aktaramadı. Genlerini aktarabilenler, yani bugün şu anda dışarda seslerini duyduklarımız, sadece babası güzel şakıyanlar. Babaları güzel şakıdığı için büyük ihtimalle onlar da güzel şakıyabilecek. Bir şekilde bunu yapamayanların tohumu ise kuruyacak.

Aynı şey tavus kuşu için de geçerli. Hiç düşündünüz mü; uçamayan, hantal ve kendini korumak için pek de fazla silahı olmayan erkek tavus kuşunun o renkli tüyleri adeta kendi ölümüne davetiye çıkarıyor. Yine de erkek tavus kuşunun tüyleri hayatta kalmasına yardımcı olacak şekilde yaşadığı arazideki ağacın, dalın, çalının renklerine çalmaya değil, aksine daha canlı ve göze batıcı olmaya evrilmiştir. Demek ki bu gösterişli tüylere rağmen hasbelkader hayatta kalır da dişiyi dölleyebilirse, bu her şeye değecek.

Amerikalı ünlü biyolog ve antropolog Gregory Cochran’ın bir lafı var:

Every society selects for something.

Şu demek: Tavus kuşu topluluğunda erkekler renkli ve güzel tüylere sahip olacak şekilde, kuş topluluklarında erkek kuşlar güzel sesle şakıyacak şekilde, Rusya’da erkekler ayı gibi güçlü olacak şekilde, Türkiye’de ise erkekler kadınlarını tuvalete götürüp kapıda bekleyip, çevreyi kollayıp onları tekrar alıp masaya geri götürecek şekilde bir cinsel seçilime uğrarlar.

Dikkat ederseniz tüm bu saydıklarımda cinsel seçilim daha çok dişilerin tercihleriyle (baskısıyla) gerçekleşiyor. Kas mı yapacağız yoksa kakanızı mı yaptıracağız, bunu siz belirliyorsunuz sevgili kadınlar. O yüzden sonra twitter’da hesap açıp ay şöylesiniz vay böyle değilsiniz diye tirad döşenmeler biraz şımarıklık oluyor artık.

IV

Bilirsiniz, Türkiye’de kim kimdir pek bilmem. İslamcı geçmişi var dediler. Beklenirmiş o yüzden. Cücane mi dücane mi bir adam hani? Yasadır diye yazmış. Erkekler sahip, kadınlar ait olmak ister diyor.

Baktım, 234,000 kişi takip ediyor adamı. Adam ise hiç kimseyi takip etmiyor. Takip etse bilirdi zaten sosyal medyada böyle şeyler yazılmayacağını. Biraz cool olmak gerek internette. Bunu en iyi butik hesap sahipleri olan bizler biliriz. Cool olmak ünlülere göre değil. 230 bin kişi takip ediyorsa seni, ana akıma hitap ediyorsundur. Bana veya sana değil. Butik hesap ile 30 kişi ila 10-15 bin kişiden az takipçisi olanları kastediyorum.

Böyle cool bir grubu internetin ücra köşelerinden birinde buldum. İlerici, devrimci, ultra modern. Hepsi erkek. Dücane’ye gıyabında ”böyle düşüyor mu panpa, asdfghkşj” diyorlar. Paylaşımın altında onun gibi düşünenleri tokatlamaya çalışmışlar. Oraya yazdığımı buraya da yazayım. Büyük ihtimalle Anadolu’da düşüyordur. Kansas ve Alabama’da da. Finlandiya ve İsveç’in büyük kentleri dışında da, mesela Kiruna ve Jukkasjärvi’de de. Sonra Sahra’nın altı ve hatta üstü, Asya, Latin Amerika, Çin… Buralarda hep düşürür Dücane. Biz de umutsuzluğa kapılmayalım ama. Dücane’ye böyle düşüyor mu demek de pek çok minik komünitede size ekmek yedirir. Özellikle bizim gibi kendini yazılı, sözlü ve görsel olarak ifade etmesini iyi bilen ayrıcalıklı sosyo-ekonomik sınıflarda ekmek yedirir. Herkes onun derdinde zaten. Ve nihayet bu da cinsel seçilim. Birbirimizin işini bozmaya gerek yok o yüzden. Düşenler hepimize yeter.

V.

Dünyadaki insanların çoğu marjinal değil sizin veya benim olduğum gibi. Marjinal derken, illâ sado mazo ilişkilerden, o övülen gavatlıktan, tinder’da son hızla profilleri sağa sola çekmelerden bahsetmiyorum. Basit şeyler daha çok. İnternette fazla kalınınca unutuluyor olabilir ama kedi annesi kadınlar feci marjinal bir şey aslında mesela. Çünkü dünyada çoğu kadının kedisi yok. İnanması güç. Çoğu kadın çocuk yapıyor. Hâlâ. Evet, çocuk. İnternetten bir çıkın bakın, daha ne rezillikler var böyle.

Bir de bizim gibi marjinallerin kendi değerlerini norm yaptırmaya çalışmasını çok sakıncalı buluyorum. Gerçekten ne istediğinizin farkında mısınız siz? Herkes sizin gibi olursa sizin bir özelliğiniz kalmıyor. Ne yapacaksınız bu sefer farklı olmak için? Namaz kılmaya başlayıp tavuk döner mi yiyeceksiniz? Bu bir.. İkincisi, herkesin vegan olup kedi besleyip erkekten kadına, kadından erkeğe cinsiyet değiştirdiği, kimsenin çocuk yapmadığı, askere gitmediği bir ülke düşünün. Tek jenerasyonda kururduk. Buraları hep sarmaşıklar, yırtıcı hayvanlar kaplardı. Az olanın çekiciliği vardır. Bunu koruyun. Ana akım olmaya, herkesten onay almaya, herkesi kendiniz gibi yapmaya çalışmayın, derim ben olsam.

İnsanların çoğunun benim gibi olmadığını anlamam bir hayli vakit aldı. Yine de akıllanmadım, onları biraz provoke edersem benim gibi olacaklarını düşündüm. Nihayet sonunda jeton düştü. Artık kimseyi değiştirmeye uğraşmıyorum. Serde biraz liberteryenlik de var, o da yardımcı oluyor. Kuşlar niye öyle, Ruslar niye böyle diye sağa sola bakmak, kafamı bunlara yormak daha faydalı ve eğlendirici. Ayrıca sinirimi de alıyor. Pamuk gibi yapıyor beni. Linç partilerinize gözleriniz beni arıyor da bulamıyorsa, o yüzden.

{ 1 comment… add one }

Leave a Comment