Kendi düşenler bu sefer ağlayabilir

Yanılmıyorsam bugüne kadar IŞİD’ın Avrupa’da gerçekleştirdiği saldırıların hepsinde teröristler daha önceden polis tarafından bilinen kişiler arasından çıktı. Stockholm saldırısının faili dahil. Hızlı haber akışı arasında gözünüzden kaçmış olabilir; Stockholm cihadisti Özbek Akhilov da 2015 yılında Türkiye üzerinden IŞİD’a katılmak için Suriye’ye geçmek üzereyken Türk yetkililer tarafından yakalanıp İsveç’e iade edilmişti.

Manchester bombacısı Salman Abedi de farklı değil. Yetkilileri ve polisi defalarca uyaranlar olmuş. Demek ki akacak kan damarda durmuyor.

Yalnız tabii İngiltere gibi altı milyon güvenlik kameranız ile her onbir kişinin ardına bir kamera takıyorsanız bu kadar kısa sürede nasıl iki saldırı üst üste oluyor diye düşünebilir insan. Boş düşünceler. Cevabını alamayacağınız sorular. Yine olacak olan, saldırının üzerinden yeteri kadar zaman geçtiğinde siyasetçilerden ”terörle mücadele için özel hayatın gizliliğinden tavizler vermemiz” gerektiği üzerine bir vaazlar serisinin daha gelip akabinde oraya buraya 1-2 milyon kamera daha yerleştirilmesidir.

Çünkü hiçbir şey yapmadan ama yapıyormuş gibi görünerek yapılabilecek en iyi şey bu. Pahalıya patlasa da… Bundan birkaç sene önce Cato Institute, terörle mücadeleye harcanan paranın muazzamlığını ortaya koyan bir araştırma yayınlamıştı. Bu araştırmada Amerika’nın terörü önlemeye ayırdığı bütçe, terör dışındaki felaketleri önlemeye harcadığı bütçe ile karşılaştırıldı. Çıkan sonuç dudak uçuklatacak cinstendi:

Amerika’nın teröre karşı tedbirlere harcadığı paranın işe yaradığını söyleyebilmek için günde dört terör saldırısının engellenmiş olması gerekiyordu.

Batı metropollerinde artık neredeyse her ay gerçekleşen katliamlardan sonra bize öfkeye, nefrete ve paniğe kapılmadan hayatlarımıza devam etmemizi salık veren siyasetçilerin, aldıkları önlemlerde bu derece abartması dikkat çekici olmalı. Üstelik bu önlemlerin pek bir işe yaramadığı görüldüğü halde. Bu irrasyonalliğin tek açıklaması olabilir bana göre: Korku.

Neden korku?

Çünkü terör, söylenenin aksine işe yarıyor.

Pew Araştırma Kurumu’nun bir çalışması var. 11 Eylül ve Charlie Hebdo öncesi ve sonrasında, Amerika ve Fransa’da ayrı ayrı yapılmış, sonuçları benzer çıkan bir çalışma. Anketlere göre terör eylemleri öncesinde Fransız ve Amerikan kamuoyunda müslüman azınlıklara ve Ortadoğulu mültecilere olumlu bakanlar, terör eylemleri gerçekleştirildikten sonra dahi bulundukları pozisyondan geri adım atmıyor, aksine cephelerini bir ileri taşıyorlar. Buna mukabil terör saldırılarından önce müslüman azınlığa şüphe ile bakanlar da terör eylemlerinden sonra daha radikalleşiyor. Toplumda kutuplaşma ve bölünme başlıyor. Sonuç itibarı ile terör işe yarıyor diyebiliriz.

Bu kutuplaşma hangi uçlara kadar gider, ip nerede kopar?

Teröre karşı birlik ve beraberlik çağrısının tek lafta kalmadığı ülke, varoluşundan beri terörün gölgesinde yaşayan İsrail. Ama işte orada da bir ”biz” duygusu ve sinerjisi var. Biz ve bize karşı herkes. Bu duyguyu taşıyabilmek için insanın kendinden büyük bir şeye inanması gerek. Ama o şey, sınırların olmadığı kocaman bir dünyadan da küçük olacak. Bir ülke, mesela… Ama Batı’da siyasetçilerin, okumuşların, entelektüellerin arasındaki moda fikrin bu olmadığını biliyoruz. Yine de şükür. Henüz her şey yolunda. Yaşıyouz. Dibi vurmadık.

 

Hiçbir yazıyı kaçırmamak için
Listeye katılayım