Fakirler ne kadar fakir?

Bir analoji ile başlayayım: Denizde balıklar hep birden bir yöne doğru yüzmeye başlarsa, asıl enteresan ve incelenmeye değer olayların bu balıkların yüzdüğü istikametin tam tersinde olacağı bir ara içime doğmuştu nasıl olduysa.

O yüzden ne zaman balıklarda böyle bir hareketlenme görsem oksijen tüpümü takar, dalgıç kıyafetlerimi giyer, balıkların yüzdüğü istikametin tam zıt tarafındaki sularda bir dalış yaparım. Çoğu zaman derine inmeye bile gerek kalmaz neyin ne olduğunu görmek için.

Bugün elinize kamera ve mikrofon alıp dünya metropollerinde insanlarla sokak röportajı yapsanız, San Fransisko, Stockholm, Paris veya İstanbul farketmeksizin, insanlardan Amerika’da vahşi kapitalizmin hüküm sürdüğünü ve büyük bir kesimin müthiş kötü şartlar altında yaşamaya itildiği, fakirliğin çığ gibi büyüdüğü duyarsınız herhalde. Sürpriz değil. Köşe yazarlarından, sosyal konularda duyarlılıkları yüksek sosyal medya fenomenlerinden ve hele de düzenli aralıklarla Oxfam raporu gibi ”fake news/alternative facts” niteliğinde haberlerden beslenen kamuoyunun başka türlü bir görüşe itibar etmesi pek de mümkün değil.

Peki tüm bu konuşulanlardan fakirlik, fakirliğin çığ gibi büyümesi, fakirlerin fakir olmayanlara oranı gibi şeyler hakkında net bir resim çıkarabiliyor musunuz? Evet, kartonlarda yaşayan, üstünde başında pek olmayan insanların fotoğrafları eşliğinde geçilen haberler, sosyal medya iletileri var. Ancak varlığını hissettiğiniz fakirliği ve adaletsizliğin boyutları hakkındaki fikirleriniz ne kadar doğru bilgilere dayanıyor?

Sabah kahvesinden sonra 15 dakikamı ayırıp sizler için biraz dalış yaptım.

Vahşi kapitalizmin Amerikası’nda fakirlik standardı nedir?

 

United States Census Bureau, bazı standartlar koymuş. Bu standartlara göre 2 çocuklu bir aile yıllık 24,036 doların altında bir parayla yaşamak zorunda kalıyorsa fakir olarak değerlendiriliyor. Büro, bu rakamı bulurken içinde bütün sosyal yardımları, işsizlik parasını falan da katmış.

 

Peki Amerika’da ne kadar fakir insan var?

 

Center For Poverty Research‘e göre

“The official poverty rate is 13.5 percent, based on the U.S. Census Bureau’s 2015 estimates. That year, an estimated 43.1 million Americans lived in poverty according to the official measure. .

Dünya sadece vahşi kapitalizmin hüküm sürdüğü Amerika Birleşik Devletleri’nden oluşsaydı ve nüfusu da yalnızca 1000 olsaydı, demek ki 865 kişinin durumu ”iyi” ile ”orta” arasında bir yerlerde olacaktı. Bardağın dolu tarafından bakıyorum. Hiç fena bir rakam değil bu bana göre. Siz ne dersiniz?

Biraz daha derine kulaç atalım. Çünkü en dipte, en çok ezilenlere ulaşmak istiyorum.

 

Kapitalizm ile özdeşleştirilen evsizlerin oranı Amerika’da ne?

 

National Alliance To End Homelessness bu konuda detaylı bir rapor hazırlamış. Henüz 6. sayfada The State of Homelessness in America başlığı altından bir pasaj alıntılayalım:

“The January 2014 point-in-time count is the most recent national estimate of homelessness in the United States. The count identified 578,424 people experiencing homelessness, which translated to a national rate of homelessness of approximately 18 homeless persons out of every 10,000 persons in the general public.

From 2013 to 2014, homelessness decreased overall and amongst every major subpopulation: unsheltered homelessness, families, chronically homeless individuals, and veterans. Homeless unaccompanied youth and children represented 7.8 percent of the overall homeless population, but it remains unlikely that the point-in-time counts present an accurate enumeration of this population.

Yani 1000 kişilik vahşi kapitalist toplumumuza tekrar bir bakarsak, sistemin adaletsizliğinden dolayı evsiz kalıp sokakta yatanların sayısı 2 kişi bile değil. Tekrar düzenleyelim rakamları o halde. 1000 kişiyiz. 865 kişinin durumu ”iyi” ile ”idare eder” arasında gidip geliyor. 133 kişi fakir. Fakir derken, çocuklarını banyoda çamaşır ipi ile boğup kendi kafalarına kurşun sıkacak kadar da değil. Ama işte zar zor geçiniyorlar. Bu fakir kişilerin büyük çoğunluğunun kişi başı ayda 1000 dolar civarında geliri var. İyi kötü bir sosyal güvenlik ağına dahiller. Yemek kuponları var. Kira yardımı, çocuk yardımı var. Fakat içlerinden 2 kişi o kadar fakir ki, sokakta kartonların içinde yatıp kalkıyorlar. Sanırım resim biraz daha net şimdi?

Peki ya zenginler?

 

Zenginler, toplumsal sorumluluklarını alıyorlar mı?

 

Aslına bakarsanız hiç fena değiller bu konuda. En zengin % 10’luk kesim, toplanan federal vergilerin % 68’ini ödüyor.

 

Pew Research de aşağı yukarı benzer şeyleri söylüyor:

“Still, that analysis confirms that, after all federal taxes are factored in, the U.S. tax system as a whole is progressive. The top 0.1% of families pay the equivalent of 39.2% and the bottom 20% have negative tax rates (that is, they get more money back from the government in the form of refundable tax credits than they pay in taxes).

Fakirliği konuşurken zenginler daha çok mevzu edildiği için bir de şu ilginç bilgiyi eklemek gerek sanıyorum.

 

Ne fakirler fakir, ne de zenginler zengin olarak kalıyor

 

Amerikan halkının % 56’sı, hayatlarının bir döneminde mutlaka tepedeki % 10’a dahil oluyorlar. Bunun altını çizmek şu açıdan önemli: Sınıf savaşı yok. Son zamanlarda biraz yara alsa da geçişkenlik hala var toplumda. Yani % 10’luk vur abalıya kesimi, sürekli tepedeki yerini muhafaza eden bir kitle değil. Bu % 10 sürekli değişiyor.

Konu üzerine Thomas Sowell güzel bir toparlama yapmış. Hepsini izlemenizi tavsiye ederim ancak vakti olmayanlar için bu yazıyla alakalı önemli noktaları aşağıda işaretledim.

“In fact, 56 percent of all households will be in the top 10 percent of income at some stage in their lives. (Dakika 3:00.)

Moreover, says Sowell (dakika 3:30 gibi) a great majority of households in the top 1 percent are only there for a single year (frequently the year that members of the household sell a home or a business or inherit some wealth). Only 13 percent of the top-earning one percent are there for two consecutive years.

Sanırım 15 dakikalık bir fact check ile biraz daha optimist bir yaklaşıma sahip olmak mümkün. Umarım demek istediğimin ”yahu bir şey yok, her şey çok güzel, keyfinize bakın” olmadığını anlatabiliyorum. ”Bugün, hemen devrim yapalım” demeden önce, şu an durduğumuz yeri, insanlığın tarihinde yaşadığımız salgın hastalıklar, toplu ölümler, çocuk ölümleri, sefalet ve pislik ile karşılaştırabilmek ve katedilen yolu görmek gerekiyor.

 

Hiçbir yazıyı kaçırmamak için
Listeye katılayım