Make The Internet Great Again

Bob Marley, reggae ve feminizm

Kültürün kadınların meslek ve kariyer seçimlerindeki negatif etkisini tamamen törpüleyip sıfırladığımızda, geriye sadece biyolojimiz kalıyor. Bu durumda kadın ve erkek stereotipleri arasındaki fark, azalacağına açılıyor.

İsveç’te göçmen kadınlar yararına faaliyet gösteren ve ekseriyeti sosyalist feminist gönüllüler tarafından kurulan derneğimizden bir grup kadın arkadaşımız tatil için Jamaika’ya gidip döndüler. Öve öve bitiremiyorlar. Bıyık altından belli belirsiz sızan muzip gülüşlerinde, bu övgüdeki payın önemli bir bölümünü Jamaikalı erkeklerin hakettiğini sezinleyebiliyorum.

Ben hiç gitmedim Jamaika’ya. Ama romunu biliyorum. Hızlı koşan atletlerini ekranlarda görmüşlüğüm var. E havası ve denizi de güzel. Fakat Bob Marley’in çok ayrı bir yeri var tabii. Çoğumuz Jamaika’nın ne olduğunu bilmeden önce tanıştık onunla. Reggae, favori müzik tarzım olmasa da Marley’i dinlemekten daima zevk aldım. Tıpkı sizler gibi. Yalnız bundan sekiz on sene kadar önce bir haber okumuştum. Yine Reggae’den türetilmiş ve Jamaika’da çok popüler olan Dance Hall müziğinin Avrupa’daki festivallerde yer almasının mutlaka yasaklanması gerektiği konuşuluyordu. Gerekçe olarak ise bu türün şarkı sözlerinde yoğun bir şekilde cinsiyetçilik, homofobi ve şiddet öğelerine yer verilmesi gösteriliyordu.

Armut gerçekten de dibine düşüyor demek. Eğer Google’da hemen şu anda “Bob Marley Misogyny” (mizojeni/kadın düşmanlığı) diye aratırsanız, makine size 0,58 saniye içinde 252,000 sonuç veriyor. Hemen ilk sayfada çıkan sonuçlar arasında gözüme çarpanlardan bir potpori yapayım ister misiniz?

Liberal ve ilerici Salon mecmuası Bob Marley’in kadın düşmanlığına o kadar içerlemiş ki, adamın büstünü tekmeleyerek devirmeyi başlığına taşımış. Bir internet forumunda kendilerinden çağdaş yaşamı desteklemeleri beklenen müzik eleştirmen ve söz yazarlarının neden Bob Marley gibi bir kadın düşmanı, homofob ve antisemite serbest geçiş ayrıcalığı tanıdıkları sorgulanıyor.

Ünlü müzisyeni kendi camiası da sırtından bıçaklamış : 18 Karat Reggae adlı site, “bu adam homofobiğin tekiydi yahu,” diyor mesela. RateYourMusic.com, “Bob Marley korkunç bir insandı” diye manşet atmış.

MÜZİK Mİ KÜLTÜRÜ ETKİLER, KÜLTÜR MÜ MÜZİĞİ?

İsveç’in kamu yararına yayın yapan devlet kanalı SVT, Jamaika’da maço kültürü var diye yazmış. Maço kültürü varsa, size de sürpriz gelmeyecektir; biraz daha internette sağa sola tıkladığınızda ülkede tecavüz ve ensestin hızla artan suç çeşitleri olduğunu okuyorsunuz. Cinayetlerde son beş yılda yüzde 20 artış var. Fakirlik, sefalet, düşük ücretler, gelir eşitsizliği…

Yani dünyada yaşayacak yeni bir yer arıyorsanız, Jamaika herkes için kötü bir ülke de, sanki kadınlar için daha da kötü bir ülke gibi geldi bana. Mesela bizim arkadaşlar güzel hatıralarla geldiler ama kaslı siyah erkekler, ganja, harika rom ve reggae’nin o baştan çıkarıcı ritmi falan en fazla bir hafta çekiliyor demek. Emin olun ben de çok dayanamazdım denize, güneşe, roma ve House Hall eşliğinde kıvrımlarını titreterek burnuma kadar sokan Jamaikalı kadınlara. Bir hafta, bilemedin en fazla iki hafta. Sonra hemen zengin, soğuk, eşitlikçi, karanlık ve cinsiyetçiliğe asla geçit vermeyen ülkeme geri dönmem lazım. (Sarkazm yaptığımı düşünüyorsunuz değil mi? Hayır. Sadece dili kullanmada hala büyük eksikliklerim var. Dernekteki arkadaşlar o konuda da yardımcı oluyorlar bana. Kelimeleri seçmek, dili, kimseyi incitmeyecek şekilde kurgulamak çok önemliymiş. Yoksa istemeden baskı kurup norm dayatabiliriz, dediler. Yani İsveç soğuk ve karanlık yerine, serin ve gölgeli demek daha doğru sanırım).

Lanet olsun, 20 küsur yıldan sonra Batı’nın kendini beğenmişliği mutlaka üzerinize biraz siniyor siz istemeseniz de. O yüzden ben de son yıllarda bir alışkanlık edinmeye çalışıyorum. Hakkında kötü şeyler öğrendiğim yabancı bir kişi, bir grup, bir halk veya bir ülke hakkında mutlaka bir de pozitif şeyler öğrenmeye çalışıyorum. Jamaika hakkında da çok bilinenlerin dışında, pozitif bir şeyler aradım. Ve buldum. Yeter ki açık fikirli olun. Hem de inanmazsınız, Dünya Ekonomik Forumu’nun 2016 yılı Küresel Cinsiyet Ayrımcılığı Raporu’nda buldum.

Rapora göre Jamaika, karar verme ve yönetme pozisyonlarına kadınlarını yerleştirmede dünyanın bir numaralı ülkesi. Mağara adamı Bob Marley’in ve nefret söylemi kuburu Dance Hall’ün ülkesinde, kilit pozisyonlarda her 100 müdür beye 145 müdire hanım düşüyor. En yakın takipçisine bile fark atmış Jamaika. İkinci sıradaki Kolombiya’da bu oran 113 kadına 100 erkek. Gana ve Barbados onu izliyor. Ve Filipinler, Bahamalar, Trinidad Tobago… Afedersiniz, sıralamada ilk ülke gibi ülke diyebileceğimiz ülke, Amerika Birleşik Devletleri. O da ancak onbirinci sırayı alabiliyor. Dünyanın ilk feminist hükûmetine sahip İsveç ise ancak yirmidördüncü sırada kendine yer bulabilmiş.

Şaşırtıcı mı buldunuz? Değil aslında. Bilmiyorum, hiç Cinsiyet Eşitliği Paradoksu diye bir şey duydunuz mu daha önce?

Hepinizin bildiği gibi; erkeği erkek, kadını da kadın yapan, hem biyolojik farklılıklarımız hem de içinde yaşadığımız kültür. Biyolojik farklılıklarımızı ortadan kaldırmak için yapabileceğimiz pek bir şey yok. Ama kültürü değiştirebiliriz. Kültür zaten sürekli değişiyor da, işimizi niye şansa bırakalım? Yaşadığımız toplumun fena, demode, baskıcı ve bireylerin kendilerini gerçekleştirmelerinin önünde duran normlarını planlı, programlı ve de uzun soluklu politikalarla ortadan kaldırmaya çalışsak daha iyi olmaz mı? Kıskanacaksınız biliyorum; İsveç ve Norveç gibi ülkeler yıllar önce bu soruya evet diye cevap verdiler.

O yüzden pozitif ayrımcılık, kota, ücretsiz kreşler, hem anneye hem de babaya ikişer yıl ücretli ebeveynlik izni gibi göze giren, ele gelen uygulamalar var bugün. Tabii çok şükür hepsine. Ama havuç ve kırbacın her zaman yetmeyeceği de hesaplandı. Malzeme İsveçli veya Norveçli de olsa, bunları eğitmek, törpülemek, insan gibi bir şekle sokmak lazım. Hoyratça değil ama. Yanağınıza konan küçücük ve ıslak bir öpücük gibi. Ana akım medyada büyük bir titizlikle seçilen dil, birbirleriyle aynı fikirlere sahip olsalar da hep doğruyu, güzeli ve ileriyi işaret ettikleri için tekdüze olsalar da asla sinirinizi bozmayan köşe yazarları, tartışmacılar, ve televizyon programcıları bu görevi başarıyla yerine getiriyorlar.

Ve tüm bunlara rağmen inanmazsınız; halk yine nankör. Kadınlar, kadın meslekleri olarak kabul edilen meslekleri, erkekler de erkek mesleklerini seçiyorlar. Öğretmenlik, hasta bakıcılık kadınlarda. Mühendislik, bilişim sektörü erkeklerde. Hem de bu ayrım, maço kültürlerde dahi göremeyeceğiniz kadar göze batıcı. Neden böyle olduğu sorusuna Amerikalı psikoloji profesörü Richard Lippa, BBC ile beraber 200 ülkeden 53,000 kişi ile yaptığı araştırmadan çıkardığı sonuçlar ile şöyle cevap veriyor:

“Hayat şartlarının çetin olduğu ülkelerde kadınlar, bulundukları durumdan kurtulmak için tek çareyi kariyer yapmakta görüyorlar. Cinsiyet eşitliğinin sağlandığı post endüstri toplumlarında ise bireyler kendilerini gerçekleştirme yolunda daha özgür seçimler yapabiliyorlar. Kültürün kadınların meslek ve kariyer seçimlerindeki negatif etkisini tamamen törpüleyip sıfırladığımızda, geriye sadece biyolojimiz kalıyor. Bu durumda kadın ve erkek stereotipleri arasındaki fark, azalacağına açılıyor.”

Şunu demek istiyorum:

Kadın erkek eşitliğinden anladığımız CEO’larda ve STEM alanında kariyer yapan kadın sayısının erkek sayısına eşit olması ise, Jamaika ve Türkiye, hedefe İsveç ile Norveç’ten daha yakın görünüyor.

 

This entry was posted in Gazete Duvar, Op-Ed. Bookmark the permalink.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir